elon-musk-tesla-kitap-tavsiyesi

Kitap Tavsiyesi: Elon Musk: Tesla, Spacex ve Muhteşem Geleceğin Peşinde

Elon Musk: Tesla, Spacex ve Muhteşem Geleceğin Peşinde

Teknoloji dünyasının süperstarı diyebileceğimiz ve geçtiğimiz günlerde dünyanın en zengin insanları listesinde birinci sıraya yerleşen Elon Musk’ın yerinde olmak birçok insanın hayali olmuştur. Spot ışıkları altında, alkışlar eşliğinde yeni model Tesla’larını tanıtırken tüm dünyayı büyülemek dışardan bakıldığında oldukça etkileyici görünüyor. Birçok genç girişimci, “Yeni Elon Musk” olma hayaliyle yanıp tutuşuyor. Peki, Musk bulunduğu konuma “Yeni Bill Gates ben olacağım!” hayaliyle mi geldi?  Ya da Elon Musk olmak, spot ışıkları altında, alkışlar eşliğinde yeni projeleriyle insanları etkilemekten mi ibaret? Amerikalı gazeteci Ashlee Vance uzun soluklu bir çalışma sonucu ortaya çıkardığı kitabında bize bu sorulara ve daha fazlasına cevap bulabilme imkânı tanıyor.

Kitabın İçeriği

Kitap, Musk’ın Güney Afrika’da başlayan hayatından günümüze kadar olan macerasını objektif bir şekilde anlatıyor. Yaşadığı zorluklardan karşısına çıkan büyük fırsatlara, yaptığı fedakarlıklardan ödediği bedellere hayatının birçok ayrıntısına değiniyor. Yaklaşık 10 bölümden oluşan kitap, her bölümünde onu seven ve ondan nefret eden insanların, en sadık çalışanlarının ve ilk haftada işten kovulan birçok kişinin bakış açısından yararlanarak Elon Musk’ın hem olumlu hem de olumsuz yönlerini görmemizi sağlıyor. Ona tapan insanlardan tutun da Stanford’a aslında hiç kaydolmadığını iddia ederek onu mahkemeye vermeye çalışan kişiye kadar çeşitli görüşler karşımıza çıkarıyor.

Okuyucu Olarak Benim Yorumum

Kitabı bitirdiğimde ne Elon Musk’ın en büyük hayranı oldum ne de ondan nefret ettim. “Demek başarılarının arkasındaki büyük sır buymuş!” diyerek bir aydınlanma da yaşamadım fakat okurken birçok ders çıkardığım ve saygı duyduğum bir hayat hikayesine tanıklık ettim. Bu uzun biyografide aklıma kazınan yerlerden de kısaca bahsetmek istiyorum;

Daha küçük yaşta oyun kodlayarak elde ettiği küçük başarılarla ve henüz 9-10 yaşlarındayken yaşadığı çevrede bulunan kütüphanelerdeki tüm kitapları bitirerek üstün zekasını belli eden Musk, kendi kapasitesinin farkında olmalı ki sürekli sınırlarını zorlamaya oynamış. Kendini; çok para kazanmak, çok ünlü olmak, “Yeni Bill Gates” olmak gibi yüzeysel hayaller yerine “gelecekte dünyayı yaşanabilir kılmak için çözümler bulma” ve “bu çözümler işe yaramazsa bir kaçış seçeneği olarak Mars’a koloni kurma” gibi büyük hayallere adamış, bunları gerçekleştirebilmek için yorgunluktan düşüp bayılana kadar çalışmış. Vizyonuna olan inancını daima sürdürmekle kalmayıp dünyanın en kalifiye insanlarını da kendi vizyonuna inandırarak etrafına toplamayı başarmış.

Son olarak, Musk’ın hayatında dikkatimi en çok çeken noktaya değinmek istiyorum. Defalarca, hayatının sonuna kadar çalışmadan refah içinde yaşayabileceği paralar kazanmasına, “Zirvede bırakıyorum!” diyerek daha fazla çabalamaya gerek kalmayacağı başarılara imza atmasına rağmen eline geçen her parayla insanlığa faydalı olabilecek yeni hedefler belirleyerek o yönde yatırımlar yapması ve çalışma temposunu hiçbir zaman düşürmemesi bana Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözünü hatırlattı:

“Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için gerekir en belli başlı vasıtadır. Gaye, fikirdir. Zafer, bir fikrin üretilmesine hizmet nispetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin istihsaline dayanmayan bir zafer payidar olamaz. O, boş bir gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir alem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.”

Uğur Eroğlu

 

en-sonunda-oldu

Kitap Tavsiyesi: En Sonunda Oldu

En Sonunda Oldu

Bazı insanların, gelecekle bir alıp veremediği vardır. Belirsizliğin yarattığı rahatsızlık, onları sürekli gelecek hakkında akıl yürütmeye, gerçekleşebilecek ihtimaller arasında tahminlerde bulunmaya iter. Ben de bu insanlardan biri olduğumu söyleyebilirim, “Acaba, yapay zekânın işlerimizi elinden aldığı gün bizi neler bekliyor?”, “Tekrardan bir dünya savaşı yaşayabilir miyiz?”, “Yaşlanmayı engelleyebilirsek neler yaşanır?” gibi sorular her gün kafamda dönüp duran sorulardan bazıları. Eğer siz de geleceğin belirsizliğinden az da olsa korkuyor, olası ihtimalleri merak ediyorsanız ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini umursuyorsanız (ki umursamalısınız) bu haftanın kitap tavsiyesi olan “En Sonunda Oldu” tam da size göre!

Kitap Ne Anlatıyor?

Gelecek hakkında kaygıları olan ödüllü gazeteci Mike Pearl tarafından yazılan kitap, ileride olması muhtemel bazı olayları mantıklı ve verilere dayanan bir yöntemle ele alarak sade ve akıcı bir dilde bize aktarıyor. Bu olayları ele alırken birkaç önemli kriteri değerlendiriyor;

  • -Bu yüzyılda olabilir mi?
  • -Akla yatkınlık puanı kaç? (Örneğin 4/5)
  • -Korkutucu mu?
  • -Alışkanlıkları değiştirmeye değer mi?

20 adet, olması muhtemel olayı değerlendirirken her birini akla en yatkın açılardan ele alan Mike Pearl, hedefinin okuyucuyu bu olayları olası halleriyle tahayyül ettirerek daha açık düşünceye ulaşmasına yardımcı olabilmek olduğunu söylüyor. Kitabı okurken bana defalarca, “Ben bu açıdan hiç düşünmemiştim!” dedirterek hedefine ulaştığını söyleyebilirim. Gerçekleşme ihtimali beni en çok korkutan olaylardan birini ele alan “İnsanların Birbirini Mükemmel Bir Şekilde Taklit Edebildikleri Gün” kısmı, aslında bu durumun önüne geçilebileceğini fark etmemi sağlayarak kitaptaki en sevdiğim yer oldu. En Sonunda Oldu, her ne kadar felaket senaryoları üzerine yazılmış bir kitap olsa da geleceğin korkutucu belirsizliğinin yerini hafif bir rahatlama ve daha iyi bir gelecek için harekete geçme bilinciyle değiştiriyor.

   “Mahvolduğumuza inanırsak gelecek için yaşanabilir bir gelecek yaratamayız. Sorun şu ki gelecek nihai sonuç veya bir müzikle her şeyin kararması değildir. Gelecek günlerin toplanmasıdır. Yalnızca o günlerde olmak istediklerimizi hayal edersek, onları elde edebilir ve gerçekleştirebiliriz.”

Uğur Eroğlu

Move On

Move On

Move On Nedir?

Move On, İÜ İF Girişimcilik Kulübü Shift Up departmanının online olarak yapacağı ve birbirinden farklı beş ayrı konudan oluşan ilk online zirvemizdir. Move On, “Ekosistem Yolculuğu”, “Bir Start-Up’ın Anatomisi”, “Z-Vision”, “Rise Up” ve “Co-Up” olmak üzere farklı farklı 5 konseptten ve 10 ayrı oturumdan oluşuyor. 

Amaç

Bu projeyi gerçeğe dönüştürmemizdeki ana amaç, girişimcilik ekosisteminin dört temel öğesi olan girişimci, girişimci adayı, mentor ve yatırımcıları bir araya getirmek. Böylece etkinliğimizin, katılımcıların network oluşturmalarına ve ileride başarılı bir girişimcilik deneyimi yaşamalarına yardımcı olacağını umuyoruz.

Move On Nasıl Oluştu?

İÜ İF Girişimcilik Kulübü olarak, pandemi sürecinde evlerine kapanıp girişimcilik ekosisteminden uzak kalmış gençleri giderek gelişen Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine yakınlaştırmak amacıyla bir etkinlik düzenlemeye karar verdik. 

Move On by Shift Up etkinliği, departmanımızın uzun süredir üzerinde çalıştığı bir etkinliktir. Konseptlerin hazırlanması, dataların incelenmesi ve sayısız toplantı sonrasında detayları belirlenen etkinliğimiz, sıkı bir ekip çalışması sonucunda ortaya çıkmıştır. Pandemi dönemi şartları sebebiyle, online ortamda birbirimizi yalnızca Zoom üzerinden haberleşerek hazırlıklarına başladığımız etkinliğimiz ile sizlerle buluşmayı büyük bir heyecanla bekliyoruz.

Covid-19’un hayatımıza girdiği ilk günden beri hayata devam etme fikrini benimseyen kulübümüz, bu fikri Move On etkinliği ile harmanlayarak, girişimcilik ekosisteminin birbirinden farklı isimlerini 10 oturum şeklinde sizlerle buluşturuyor. 16-17 Ocak tarihleri arasında İÜ Girişim Youtube kanalında gerçekleşecek olan Move On etkinliğimiz, 12 katılımcı ile toplam 600 dakika sürecek şekilde tasarlandı.

Oturumlar:

Zirve boyunca düzenlenecek olan oturumların daha detaylı bilgilendirilmesini aşağıda sizler için hazırladık. Birbirinden ayrı ve girişimciliğin ana aktörlerini konu edinen oturumlarımızın bilgilerini aşağıdan öğrenebilirsiniz.

  • Ekosistem Yolculuğu Oturumu:

2 girişimciden oluşacak olan Cumartesi ve Pazar gününlerinin ilk oturumunda, kurumsal hayat tecrübeleri bulunan ancak kurumsal hayatı bırakıp, atıldığı girişimcilik macerası ile adını duyurmuş olan girişimcileri ağırlıyoruz. Tekdüzeliği aşabilmek adına söyleşi şeklinde düzenlenecek olan Ekosistem Yolculuğu konseptimiz, girişimciliğe olan kurulmuş didaktik bakış açısını yerle bir edecek! 

  • Bir Start-Up’ın Anatomisi Oturumu:

Adından da anlaşılacağı üzere, birbirinden başarılı start-up kurucularını ağırladığımız bu konseptimizde start-up konseptine bir iç bakış atacağız. Buna ek olarak, bir start-up yönetimindeki ekip içi görev dağılımlarına, süreç ve yatırım yönetimlerini inceleyeceğimiz bir oturum düzenledik. Oturum boyunca 2 başarılı start-up kurucusuna ev sahipliği edeceğiz.

  • Z-Vision Oturumu:

Bu oturumumuzda ise, takım üyelerimiz ve öğrenciler olarak hepimizin birer parçası olduğu Z kuşağına mükemmel örnek teşkil eden 25 yaş altı girişimcileri ağırlıyoruz. Bunu yapmaktaki amacımız, kuşağımızın en başarılı temsilcilerinden dersler almak ve genç girişimci olma yolunda ilham almaktır. 2 kişiden oluşan 25 yaş ve altındaki başarılı girişimciyi konuk edeceğimiz bu oturumumuzda katılımcılardan alacağımız oldukça fazla ders var! 

  • Rise Up Oturumu:

Girişimcilik ekosisteminde global ve yerel pazarda büyük atılımlar gerçekleştiren 2 tane başarılı ve cesur girişimciye ev sahipliği ettiğimiz Rise Up oturumu, tecrübenin ve cesur olmanın önemiyle yükselen başarının nasıl sağlandığını hep beraber öğreneceğiz. Siz de yükselmeye hazırsanız bu isimleri kaçırmayın!

  • Co-Up Oturumu:

Start-up sürecini çift taraflı olarak inceleyeceğimiz bu oturumumuzda, start-up kurucularını, yatırımcıları ile birlikte ağırlıyoruz. İki ayrı oturum şeklinde gerçekleşecek olan Co-Up, bir start-up’ın büyüme sürecini hem iş fikrinin oluşturulması hem de finansal tarafı olmak üzere iki ayrı açıdan inceliyor. Özellikle girişimcilik dünyasının finansal tarafını merak edenler, start-up’ların finansal yönetiminin nasıl yapıldığını öğrenmek isteyenlerin kaçırmaması gereken oturumumuzda 4 girişimciyi ağırlıyoruz. 

Etkinlik detaylarına anında erişebilmek için Instagram üzerinden @iugirisim hesabını takip etmeyi unutmayın! Etkinliğimize katılmak için https://t.co/0Ng2A7AixD?amp=1 linkinden Move On kayıt formunu doldurabilirsiniz.

 

Yazarlar: Emin Kağan BACAK, Zeynep ÖZKAN

Editörler: Doğukan ÇOLAK, Beyzanur TOPAÇ

Akıldışı Ama Öngörülebilir

Akıldışı Ama Öngörülebilir

Kitap Tavsiyesi: Akıldışı Ama Öngörülebilir

Hayatınızda hiçbir ürünü sırf çok büyük bir indirime girdi, eğer şimdi bu fiyata satın alamazsam asla alamam diye korktuğunuz için satın aldığınız oldu mu? Klasik iktisat teorisine göre, satın aldığımız bir ürünü, tamamen kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda, ürünün bize sunduğu faydanın o ürünün fiyatından daha fazla ya da en azından denk olduğu noktada alırız. Fakat aslında gerçek hayatta işler pek de öyle işlemez. Anlık duyduğumuz bir heyecan, ürünlerin bulundukları bağlam, fiyatlarının düşmesi gibi pek çok unsur bizi rasyonel kararlar vermekten alıkoyar. Dan Airely, tüm bu rasyonel olmayan davranışlarımızın aslında sistematik olduğunu, yani bizim “akıldışı ama öngörülebilir” varlıklar olduğumuzu savunuyor. Akıldışı davranışlarımızın farkına varıp onları incelemenin de davranışsal iktisat teorisinin yaklaşımıyla mümkün olduğunu söylüyor. Yazar tüm bu iddialarını Akıldışı Ama Öngörülebilir isimli kitabında anlatıyor!

Kitap Ne Anlatıyor?

Kitap, normalde ilgimizi çekmeyecek bir ürünün, “tuzak etkisi” adı verilen bir yöntemle nasıl bizlere pazarlanabildiği anlatılıyor. Dan Airely bu konuyu onlarca bilişsel deneyle test edip elde ettiği verileri 13 başlık altında toplayıp öğretici bir kitap haline getiriyor. Eğlenceli anektodları ve rahat okunabilen bir dile sahip olan kitapta, verilen örnekler konuyu anlama açısından oldukça önemli. Örneğin kitapta ücretsiz yapmaktan mutlu olacağımız gönüllü bir işe çok düşük bir ücretle bize teklif geldiğinde neden yapmaktan vazgeçtiğimiz, kredi kartı kullanmanın kolaylığının baştan çıkarıcılığı sebebiyle dolaplarımızı aslında ihtiyacımız olmayan eşyalarla doldurmamız, bir ilaca yüksek bir ücret ödediğimizde düşük fiyatlı ilaçlara göre daha etkili olduğunu düşünmemiz bu örneklerden bazıları.

Yazar, kitabı yazmasındaki amacının, kitabın sonunda bizi ve çevremizdeki insanları nelerin memnun ettiğini yeniden düşünmemize yardımcı olmak olduğunu söylüyor. Aslında amaçlandığından çok fazlasına ulaşan bir kitap yazmış olduğunu söyleyebilirim. Yazar, klasik iktisat teorisinin fazlasıyla iyimser olduğunu çünkü mantık yürütme kapasitemizin sınırsız olduğunu var saydığını söylüyor. Oysa davranışçı iktisadın, insanın kararlarının çok kolay yönlendirilebilir olduğunu, ertelemeye meyilli olduğumuzu, seçeneklerimiz çok olduğunda hedeflerimizden uzaklaştığımızı, beklentilerimizin algılarımızı çok farklı yönlendirebildiğini, sahtekâr olduğumuzu düşünmeden sahtekarlık yapabildiğimizi, kısaca hiç de rasyonel olmadığımızı var saydığını söylüyor. Bizi akıldışılığa iten faktörlerin farkına varmamızı sağlayarak, doğamızda var olan kusurlarımızın üstesinden gelebileceğimiz yollar bulabileceğimizi gösteriyor.

Kitaptan Bazı Alıntılar

Kitabın 13 bölümü içinden benim favori kısmım 4. bölüm oldu. Bu kısımdan size iki alıntı bırakmak istiyorum.

“Bir çalışana 1000 dolar değerinde bir hediye mi, yoksa nakit olarak ekstra 1000 dolar mı vermelisiniz? Hangisi daha iyi olur? Eğer çalışanlara soracak olursanız, çoğu durumda büyük ihtimalle hediyeden çok nakit parayı tercih edeceklerdir. Her ne kadar bazen yanlış anlaşılsa da hediyenin kendine özgü bir önemi vardır -işveren ile çalışan arasındaki sosyal ilişkiye destek olarak bu yolla herkes uzun vadeli yarar sağlayabilir.”

 

 

“Görünüşe göre para insanları motive etmenin çoğunlukla en pahalı yoludur. Sosyal normlar sadece daha ucuz olmakla kalmaz, aynı zamanda daha etkilidir.”

 

Uğur Eroğlu

İÜ İF Girişimcilik Kulübü Girişimcilik Eğitimi 101

İÜ İF Girişimcilik Kulübü Girişimcilik 101 Dersinde!

HERKES ZOOM BAŞINA, GİRİŞİMCİLİK 101 BAŞLIYOR!

İÜ İF Girişimcilik Kulübü’nün eğitici departmanı GK Akademi, yeni döneminde çeşitli eğitimler düzenlemeye başladı bile. İnteraktif bir video, e-öğrenme platformu olan GmPly’nin kurucu ortaklarından Kalde Ernart’ı ağırlayan kulübümüz, Zoom üzerinden yaptığı eğitim sayesinde Ernart’ın girişimcilik deneyimlerinden faydalanma şansı elde etti.

KALDE ERNART’I TANIYALIM

6 Ağustos 1972 doğumlu olan Kalde Ernart, 1999 yılında yaptığı 500 kişi kapasiteye sahip ilk portatif sinema salonunu icat etti. Meslek hayatına yönetmenliği, yapımcılığı, markaların çözüm ortaklığını ve hatta film ithalatçılığını da sığdıran Ernart, 45 yaşına geldiğimde de resmen girişimci oldum diyor. Ona ‘deli’ diyenlere ise bunun aksini, girişimine ödül ve yatırım kazandırarak ispatlamış.

Gelelim Kalde Bey ile yaptığımız güzel sohbetimizde ona sorduğumuz sorulardan ve anlattıklarından öğrendiklerimize…

1-Girişimcilik nedir? Girişimci kime denir ve girişimci ne yapar?

‘’Girişimci olunmaz, girişimci doğulur.’’ Ben buna inanıyorum. Girişimcilikte ortaya çıkan problemi teknolojiyle çözmeniz gerekir. Bir girişimci için yaptığı işin temelini tembel olmak oluşturur. Tembel insan ortaya çıkan problemi en kısa şekliyle çözmeye çalışır. Girişimci içsel olarak korkaktır. Var olan düzene uymaz da kendi yüzleşebileceği hale getirerek uymaya çalışır. Ve tabi ki girişimci her şeye merak duyar.

2-Kendi işinizi kurmak ile bir girişim kurmak arasındaki fark nedir?

Restoran zinciri, kafe vb. geleneksel bir şey yapıyorsan kendi işini kuracaksın. Girişim dediğimiz şey, aynı zamanda ölçeklendirilebilir olmalıdır. Aynı anda yüzbinlerce satış yapmalı veya bir sorunu çözebilir hale gelmelidir.

3-Girişimcilik ekosisteminden rol model olarak gördüğünüz birisi var mı? Yoksa motivasyonunuzu neye borçlusunuz?

Rol model olarak gördüğüm kimse yok. GmPly’i kurarken ki motivasyonumuz ise çalışmadan para kazanmayı istememizdi.

4-Girişimci olma serüveniniz nasıl başladı ve çevreniz tarafından nasıl karşılandı?

Yaptığım hiçbir şeyi girişimci olmak adı altında yapmadım. Zaten kendinizi girişimci sanıyorsanız değilsinizdir. Girişimci olduğunuzu; olunca anlarsınız. Aklıma gelen her şeyi yaptım ve bu süreçte en büyük destekçim her zaman eşim oldu.

5-GmPly’i kurarken ne tür zorluklar yaşadınız?

GmPly’e özel değil aslında bu süreçte herkes aynı sorunu yaşar. En yakınlarınız ne yaptığınızı anlamaz. Siz bile bir dönem “Doğru bir şey mi yapıyorum?” diye kendinize sorarsınız. Bizi de doğru yolda olduğumuza ikna eden olay BigBang’de finale kalıp ödül ve yatırım almamız olmuştu.

6-Start-Up nedir? Start-Up kurarken nelere dikkat edilmelidir?

Öncelikle gerçek bir probleminiz ve bu probleme gerçek bir teknolojik çözümünüz olmalıdır. Aynı zamanda teknogirişim olmayan, yazılım boyutu olmayan hiçbir şey start-up ekosistemine ait olamaz.

7-İnovatif düşünce nedir? Girişimci için ne kadar önemlidir?

İnovatif düşünce yani inovasyon, elde olan bir şeyi kendine uygun ve kullanımı daha kolay hale getirmek için yeniden düzenleyebilmektir. Bir girişimci için işin temelini inovatif düşünce oluşturur.

8-Kuluçka merkezleri nedir? Ne yaparlar? Kendi deneyiminizi paylaşabilir misiniz?

Sıfırdan başladığım her işi hatalarımdan ders çıkardıktan sonra nasıl yapmamam gerektiğini görüp başardım. Ne zaman ki İTÜ Çekirdek’e girdik hayatımızda ilk defa biri doğrunun direkt yoldan nasıl yapılacağını bize gösterdi. Dolayısıyla bugünkü girişimcilik dünyasında başarılı olmamızın ilk sebebi İTÜ Çekirdek ve mentor kadrosudur.

Girişimcilik şu an Türkiye’deki en popüler şey. Sizin gibi yüz binlerce insan var. Gelişebilmeniz için kötü dahi olsa geri dönüş almaya, düşünemediğiniz detayları görmeye, girişiminizin sorgulanmasına ihtiyacınız var. İşte bunu mentorlar yapıyor. Bu yüzden bir kuluçka merkezine girmeniz doğru hamleler yapmanızı sağlar ve süreci hızlandırır.

9-Hızlandırma programları ne işe yararlar?

Eğer müşteriniz var, satış yapıyor ama hızlı büyümüyorsanız hızlandırma programları nasıl büyüyeceğiniz konusunda size yardım eder.

10-Ekip arkadaşlarımızı belirlerken nelere dikkat etmeliyiz? Ekip arkadaşı mı daha önemlidir fikir mi?

Ekip arkadaşı seçmek kesinlikle çok önemli. Ekip arkadaşı seçerken aynı zamanda yol arkadaşınızı seçiyorsunuz diyebilirim. Yani ekip arkadaşı seçmek fikir seçmekten daha önemli, çünkü fikir zaten çok. Ekip arkadaşlarının yanı sıra bu küçük ekosistemdeki herkesle sürdürülebilir ilişki kurmak da çok önemli. Kalp kırmayın, kimseye mahcup olmayın. Kimse için “Bir daha karşılaşmam.” demeyin, karşılaşıyorsunuz. İyi ilişkiler kurun. İnsan biriktirin. Bu yolda yalnız kalmazsınız.

11-Yatırımcılar ne arıyor? Yatırım süreci nasıl işler?

Yatırımcı, yatırım yapacağı insanı seçerken; uyumlu olan, tavsiye dinleyen, hatasını kabul eden ve iş öğrenebilme potansiyeli gösteren bireyleri arar.

Yatırım süreci için çalışan bir ürününüz ve mutlu bir müşteriniz olmalı. Eğer bunlara sahip iseniz bir yatırımcı ile görüşebilirsiniz.

12-Kitlesel fonlamalardan nasıl yararlanırız?

Türkiye’de bu konuda ciddi anlamda eksiklik var. Kitlesel fonlamadan yararlanan bir kişi mevcut. Yurtdışında Kickstarter’da başarılı olmuş pek çok Türk girişimci var.

13-Girişimimizin yatırım alması için ne yapmalıyız?

Girişiminiz fikir aşamasındayken bence zahmet bile etmeyin. Kimse sizinle ilgilenmeyecektir. Girişiminizin fikir aşamasındaki yatırımcısı siz olmalısınız. Sizin kendi kişisel becerinizi, azminizi ve yeteneklerinizi kullanarak kendinizi bir sonraki adıma taşımanız gerekiyor.

Kendinizi bir sonraki adıma taşıyıp yatırımcıyla konuşmadan önce kesinlikle sahip olmanız gereken iki önemli şey var; MVP (Minimum Viable Product/ Minimum Uygulanabilir Ürün) ve ödeyen mutlu bir müşteri. Bu ikisine sahipseniz yatırımcıyla konuşabilirsiniz ama hâlâ bir yatırım alacağınızın kesin olmadığını sakın unutmayın.

14-Amerika pazarı ile Türkiye pazarı arasındaki farklar nelerdir?

Coğrafya maalesef kaderdir. Türkiye Amerika’ya kıyasla iş yapmak için çok mükemmel bir yer değil, bunun en büyük nedeni ise kimseden geri bildirim alamamanız. Kimse yaptığınız işin eksik ve yanlış taraflarını size söylemez, siz de nerede yanlış yapığınızı anlayamazsınız. ‘’Neden olmuyor?’’ sorusu sürekli kafanızı kurcalar.

Amerika’da ise ürününüzü müşteri satın alıp almayacağına tek bir toplantıda karar verir. Türkiye’de bu süreç çok daha fazla uzuyor. Kur farkından doğan kazanç farkı ve Türkiye’de sürekli değişen gündemin sebep olduğu piyasa kararsızlığı, girişimcileri Amerika pazarına çekiyor. Maliyet düşüklüğü ve mevzuat kolaylığı sayesinde Amerika pazarı bir adım daha öne çıkıyor.

15-Günümüzde aile ve çevre tarafından bizlere sürekli maaşlı bir iş bul baskısı var ve bu baskı bizi köreltiyor. Böyle bir durumda nasıl bir yöntem izlenmeli?

Ailelerinin isteklerini yerine getirdikten sonra tekrar kendi ilgi alanlarına yönelen birçok insan tanıdım. Asla “Şimdi yapamazsam bir daha hiç yapamam.” endişesine kapılmayın. Eğer bir şeye gerçekten ilginiz var ise buna hiçbir şey engel olamaz.

16-Bir fikrimiz var fakat sermayemiz yok. Ne yapmalıyız?

Herhangi bir kuluçka merkezine başvurmanız lazım, burada size yön gösterecek mentorler ve girişiminize yatırım yapacak yatırımcılarla karşılaşacaksınız. Başvurmadan önce dersinize çalışmış olmanız gerektiğini ve dikkat çekecek bir başvuru hazırlamak zorunda olduğunuzu unutmayın.

Kalde Ernart ile yaptığımız girişimci ve girişimcilik ile ilgili sohbet İÜ İF Girişimcilik Kulübü üyeleri için oldukça verimli geçti. Kalde Bey’in eğlenceli kişiliğiyle sohbetinin verimliliği birleşince zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadık desem yanlış olmaz. Kendisine öncelikle bize bu dönemde vakit ayırdığı, daha sonrasında deneyimlerini ve bilgilerini bizlerle paylaştığı için çok teşekkür ederiz.

İÜ İF Girişimcilik Kulübü verim ve eğlence dolu atölyeleriyle dönemine devam ediyor!

Yazarlar: Sema Esen, Şahnisa Zamanis, Umut Sinan Çağlar

Editör:  Beyzanur Topaç

İÜ İF Girişimcilik Kulübü Networking Oyunu

İÜ İF Girişimcilik Kulübü Networking Oyunu!

İÜ İF Girişimcilik Kulübü Yeni Dönemde İz Bırakmaya Hazırlanıyor

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Girişimcilik Kulübü yeni dönemde üye alımlarının bitimiyle toplantılarına hız kesmeden başladı. Kulübümüz, ilk departman toplantılarından sonra geçtiğimiz hafta sonu genel toplantısını da gerçekleştirdi.

İÜ İF Girişimcilik Kulübü Gittikçe Büyüyor

Gönül isterdi ki toplantılarımızın tümü yüz yüze olsun. Çaylarımız, kahvelerimiz eşliğinde güzelim kampüsümüzde iyice kaynaşıp sohbet edelim. Ne yazık ki hayaller böyleyken toplantılarımızı pandemi yüzünden artık herkesin hayatının mecburi bir parçası olan Zoom üzerinden eksiklerimiz olsa da oldukça yüksek bir katılımla gerçekleştirdik. Beklenenden daha eğlenceli ve interaktif geçtiğini düşünüyoruz. Umuyoruz ki herkes bizimle aynı fikirdedir.

Toplantıda öncelikle başkanımız ve başkan yardımcımız aramıza yeni katılan arkadaşlar için bilgilendirme yaparak görevlerini ve daha önceki deneyimlerini paylaştılar. Onların ardından da departmanların koordinatörleri söz aldı. Gerekli bilgilendirmeler yapıldıktan sonra sıra kaynaşıp  tanışmaya ve oyunlara geldi tabii ki.

Eğlence ve rekabet bir arada!

Normal zamanlarda yüz yüze yapılan “İÜ İF Girişimcilik Kulübü Networking Oyunu” Zoom’a taşındı. Herkes ikişerli gruplara bölündü ve birbirimizi tanımamız için sadece 30 saniyemiz vardı. İlk başta zamanı yönetmek ve çekingenlik gibi sorunlar yaşansa da birkaç denemeden sonra her şey yoluna girdi ve herkes çok eğlendi. Hatta zamanın yetmediği anlarda chatten sohbetler devam etti. Toplantıdan önce hazırlanmış bir oyun vardı ki, bu oyunda başarılı olabilmek ve ödülü kazanmak için herkesi pür dikkat dinlemek gerekiyordu çünkü konuşmaların arasında üstünde oldukça durulan hatta bazen tekrar söylenen birkaç şey vardı. Oyunda başarılı olmak için tüm bu ipuçlarını yakalamış olmak gerekiyordu. Oyunun başında kimse ne kazanacağını bilmiyordu ama yine de kıyasıya bir rekabet yaşandı. Konuşmaları dikkatle dinleyenler ve interneti hızlı olanlar şanslıydı. İlk üçe girenler ödülü kazanacaktı ve yaklaşık 20 soru soruldu. Son üç dört soruya kadar kimin kazanacağı çok net belli iken bir anda dengeler değişti ve birinci arkadaşımız dördüncülüğe düştü. Ama herkesten o kadar destek gördü ki teselli ödülü olarak başkandan yüz yüze görüşebileceğimiz bir zaman  ödülü elden alma sözünü kaptı.

Son olarak bir oyunumuz daha vardı. Bu seferki görevimiz beşerli gruplar halinde Medya ve İletişim departmanımızın hazırladığı bir puzzle tamamla oyunuydu. Zamanla yarışarak puzzleı tamamlayanlar ana gruba geri dönüp sohbete devam etti.

İki buçuk saate yakın süren toplantıda zamanın nasıl geçtiğini anlamadık bile. Bir sonraki toplantıyı dört gözle bekliyor ve en kısa zamanda pandeminin etkisinden kurtulup sağlıklı ve risksiz bir şekilde yüz yüze görüşmeyi umuyoruz.

 

Şevval Elif Kurnaz

Walt-Disney

Walt Disney

Walt Disney Kimdir?

Walt Disney’ in hiç var olmadığını düşünelim. Sevdiğimiz onca karakterin hiç yaratılmadığı, sihirin, ilginç hikayelerin ve sayısız çizgi filmlerin, dünya üzerinde gitmeye can attığımız, hayal dünyamıza yeni renkler katan o eğlence parklarının hiç ortaya çıkmadığı bir dönemde yaşasaydık hayatımız epey sıkıcı geçmez miydi? Eğer cevabınız evetse, Walt Disney’in ilginç hayatını ve girişimcilik yolculuğundaki bu istikrarı nasıl yakaladığını gelin hep beraber inceleyelim.

Asıl adı Walter Elias Disney olan Walt Disney, 5 Aralık 1901 yılında ABD’nin Illinois eyaletinde Flora ve Elias Disney’in 5 çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Dört yaşına geldiğinde ailesiyle beraber Missouri’ye taşındı ve sanata yeteneği olduğunun sinyallerini o yaşlardan itibaren vermeye başladı.

Walt Disney’in Çocukluğu

Küçük yaşlardayken, babasının okumayı çok sevdiği bir gazetedeki çizgi romanları kopyalayarak yeteneğini geliştirmeye odaklandı. Hatta bunu bir iş haline getirip, 7 yaşındayken, sefaletle mücadele eden ailesine destek olabilmek adına çizimlerini satmaya başladı. Bu şekilde küçük kazançlar elde etmesine rağmen oldukça zor bir çocukluk dönemi geçiren Walt Disney’in ailesi ekonomik olarak gerçekten kötü bir durumdaydı. 10 yaşındayken ailesiyle birlikte Kansas’a taşındı. Kansas’ta bir tren garında atıştırmalıklar ve gazete satıyordu. Walt Disney trenlerle o kadar çok vakit geçirmiş olacak ki yarattığı olağanüstü tema parklarda, çocukluğundan başlayan tren sevdasının etkilerini görmek mümkün. Walt, Kansas’ta yaşadıkları dönem boyunca hem okuyup hem garda çalıştı. Bu çok yorucu olsa da bu işi 6 yıl boyunca yaptı çünkü sorumlulukları bazı çocuklarınkinden çok daha farklıydı ve bu süreden sonra ailesi ile birlikte doğduğu yer olan Chicago’ya geri döndüler. 14 yaşındayken katıldığı sanat kursunda çizim yapan Disney, bir yandan okula, bir yandan da Chicago Sanat Enstitüsü’ne gidiyordu.

Mickey Mouse Nasıl Doğdu?

16 yaşında okulu bıraktı ve ambulans şoförü olarak Kızıl Haç Ordusu’nda görev aldı. 1919 yılına kadar Fransa’da Kızıl Haç’ta çalıştıktan sonra Amerika’ya döndü. Amerika’ya döndükten sonra çizim yapmaya devam eden Walt Disney, karikatürlerini çeşitli gazetelere yayınlatmaya çalışsa da çalışmalarını bir türlü beğendiremedi ve tam bu sırada bir rahip, kilisesinin etkinliklerinin resmini çizmesi için Disney’e teklifte bulundu, Walt teklifi kabul ederek küçük bir ücret karşılığında çalışmaya başladı. Aynı zamanda çalışması ve kalması için ona kilise içinde bir oda verildi. Bu kilisedeki odasında bir fare ile birlikte yaşıyordu. Bu fareden her ne kadar korksa da, ona Mortimer ismini taktı ve onu resmetmeye başladı. Bu çizimler, onu ileride dünyanın en ünlü yapımcısı yapacak olan Mickey Mouse çizimleriydi. Yeni karakter son derece özeldi; insani, maceraperest ve  iyimserdi. Walt Disney’in, bu karakteri kendisinden esinlenerek yarattığı söylenir. Fare Mortimer’in adını daha sonraları eşinin isteğiyle Mickey olarak değiştirdi. Mickey Mouse ile başlayan serüven, kardeşiyle kurdukları prodüksiyon şirketi ile büyüdü. Mickey’in ardından, kız arkadaşı Mini Mouse ortaya çıktı; ardından Pl, Neşeli Tavşan Oswald ve diğer ünlü Walt Disney karakterleri doğdu.

 

Walt Disney Animasyon Yapmaya Nasıl Başladı?

1923’te Hollywood’a gelmesi ve garajdan bozma bir stüdyo açmasıyla animasyona yönelme kararı alan Walt Disney’in ilk hayata geçirmeyi planladığı çizgi film ise “Alice Harikalar Diyarı” idi. 1930’lu senelerde Disney, birçok başarılı çizgi filme imza attı. Başarılı geçen birkaç yılın ardından, ilk uzun metrajlı filmi ‘’Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’’i duyuran Walt Disney  animasyon dünyasının sınırlarını zorlamaya devam etti. Herkes bunun iyi bir fikir olmadığına ve başarılı olamayacağına inanıyordu. Yakınları da bu konu hakkında kendisini defalarca ikna etmeye çalışsa da Walt kimseye aldırmadan banka kredisi alıp bu filmi hayata geçirmeye uğraştı. Kendi ekibi dahi herkes filmin Disney Stüdyolarını bitireceğine inanıyordu. Ancak Walt Disney pes etmedi ve film 1937 yılının en iyi animasyon filmi oldu. Sayısız ödüle layık görüldü ve Disney’e harcadığı her kuruşu katı katına kazandırdı.

Disney Park

Birgün Walt Disney’in aklına bir tema park yaratma fikri geldi. Kurmayı düşündüğü park dünya üzerinde eşi benzeri olmayan, her yaştan insanı cezbedebilecek fantastik unsurlar barından adeta sihir dolu bir yer olmalıydı. Hayalperestliği ile bilinen Walt Disney 1954 yılında Disneyland adını verdiği fantastik dünyanın kapılarını açtı. Yıllar sonra ikinci bir tema park kurma hayalleri kurarken bir yandan da sağlığını yitiriyordu. 15 Aralık 1966’da gırtlak kanserinden dolayı hayatını kaybetti ve hayalini kurduğu ikinci tema parkını açamadı. Fakat ölümünden birkaç yıl sonra yapım şirketini de beraber kurdukları kardeşi Roy, 1971’de Walt Disney World’u açtı.

Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen Walt Disney dünyanın her yerinde adı anılan, yapımları tekrar tekrar izlenen, hikayeleri anlatılmaya devam eden, kültürel mirası nesilden nesile aktarılmaya devam etmekte ve  22 Oscarlık rekoru hala kırılamamış, önemli bir girişimcidir.

      “Hayalleriniz ancak onları takip etmeye gerçekten cesaretiniz olduğunda gerçekleşir.”

       Walt Disney

Buse Kahraman

WhatsApp Image 2020-10-26 at 14.49.18

QUARANTINE TALKS BY SHİFTUP’21 HALİL ERDOĞMUŞ

e-bebek’in kurucu Halil Erdoğmuş ile 8 Eylül 2020 tarihinde Zoom üzerinden gerçekleştirdiğimiz ikinci Quarantine Talks etkinliğimizde sorulan soruları sizler için derledik. Halil Erdoğmuş’a ve etkinliğimize katılan herkese bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.

1-Lise, ortaokul, üniversite hayatınız nasıl geçti o sürece kadar neler yaptınız, neleri seversiniz?

Ben 1969 Uşak doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi orada okudum. Anadolu lisesi sınavına matematik hocam çalıştırdı. Kolejlere hazırlık diye bir kitap vardı, resmini bile hatırlıyorum, ama 4 yanlışın 1 doğruyu götürdüğünü söylemedi. Ben de boş soru bırakmadan yaptım her şeyi. Bu yüzden fen lisesi sınavına girmedim, fobi olmuştu zaten kazanamıyorum diye. O zaman bölümler Uşak Lisesi’nde fen ve edebiyat olarak ayrılıyordu. Ben fen bölümündeydim.

Sıradan ama girişken bir öğrenciydim. Girişimcilik hikayelerim ortaokul öncesine dayanır. Lisenin son bir ayında İzmir’de bir dershaneye gittim ve sınava girdim.

Babam sadece İstanbul ve İzmir üniversitelerini yazmama izin vermişti. Çünkü İzmir’de babaannem vardı, İstanbul’da da anneannem. O dönem LYS’de bizim 30 tane tercih hakkımız vardı, 9 Eylül, Ege, Marmara ve İstanbul Üniversitesi’nin işletme ve iktisat bölümlerini yazdım. İstanbul Üniversitesi İktisat bölümünü kazandım. Vasat bir öğrenciydim ama iki tane karakteristik özelliğim vardı. Birincisi, Uşaktan geliyorum, köylü sanmasınlar diye okula kravatla giderdim. Şu an zannedersem üniversitede kravat takan öğrenci yoktur. İkincisi, sınıfa ilk gelen olmayı çok önemserdim. 8’de başlayan derse 7.20 de giderdim. Beyazıt Kampüsünde erken gidince görevlinin sınıfı açmasını beklerdik, ben de bekler en öne otururdum. En önde olmaya, hocalarla göz göze olmaya özen gösterirdim. Derslerim çok iyi değildi ama 2 arkadaşım vardı önde oturup güzel not tutan, ben onlara önden yer tutardım onlar da sadece bana not verirlerdi. Vizelerde ve finallerde onların notlarını herkes isterdi ama notları sadece bana verirlerdi. Ben de istediğim kişiye verirdim o notları.

Üniversite üçüncü sınıfta Gül Turan hocanın “Para Banka” dersinde Alarko’dan konuşmacı gelmişti, çok etkili bir konuşmaydı, o konuşmayı dinlerken ben de bir gün böyle konuşur muyum diye içimden geçirmiştim. Mezun olduktan sonra çok fazla konuşmaya davet edildim. Bununla beraber 150’nin üstünde konuşma yaptım. Ben üniversitedeyken hep panellere giderdim. O zamanlar internet yoktu ama Ekim- Nisan arasında STK’lar ve bazı okullar ekonomi ve özelleştirme gibi konuların konuşulduğu paneller düzenlerdi, ben de hepsine katılırdım. Bu yüzden hocalarla aram iyiydi. 1990 yılında mezun olmam gerekiyordu ama o sene trafik kazası geçirdim o yüzden alttan 2 dersim kaldı. 1989 yılında arkadaşım Sevilay ile üstten ders aldık. O zamanlar böyle bir şey yoktu. İstanbul Üniversitesi’nde bunu yapan ilk öğrencileriz. O dönem baya bir polemik olmuştu, bırakırız diye tehdit bile ettiler. 3 ders almıştık üstten. 1991 yılında Türkiye’nin ilk Japon bankasında işe girdim. Gişede görevliydim. Arkadaşım İlkay benim için yüksek lisans başvurumu yaptı. Evraklarımı hazırlayıp verdim kendisine, heyecanlıydım. Perşembe görüştük, cuma aradım İlkay’ı. İlkay zarfı düşürmüş, tekrar dönüp bütün duraklarda zarfı aramış ve Mecidiyeköy’de bulmuş. Zar zor yetişmiş başvuru süresi dolmadan. İlginç bir kader anı. Sıradan vasat bir öğrenci olarak yüksek lisansa kabul edildim. Uşaklı olduğum ve aile şirketinde çalıştığım için, 46 hafta boyunca Uşak’tan yüksek lisansa gittim geldim ve birincilikle bitirdim. O zaman İstanbul-Uşak arası otobüsle 8 saatti, 1 yılın 92 gecesi otobüste uyudum. O zamanlar otobüslerde sigara içilirdi, otobüs kıyafetim vardı, üstümü değiştirmeden anneannem beni eve sokmazdı. O sıralar İstanbul’da özel radyolar başlamıştı, ben de 1992 yılında Uşak’ın ilk özel radyosunu kurdum. Ülkedeki 6. özel radyoydu, Uşak’ta İstanbul ve Denizli’den sonra özel radyoya sahip olan üçüncü şehir oldu. Ben 1999 yılında sattım radyoyu ama 2016’ya kadar o radyo devam etti.

1994 yılında siyasete atıldım. O ilginçtir. İstanbul Üniversitesi’nin “İktisatçılar Haftası” vardı. Ünlü konuşmacılar gelirdi. Bazen küçük şeyleri önemsemek gerekir bu da öyle bir örnek. Dinleyici olarak katılmak için Uşak’tan İstanbul’a geldim. İlk konuşmacı Cem Boyner’di. “Yeni Demokrasi Hareketi” diye bir şeyden bahsediyordu, Türkiye’yi kurtaracak bir şey. Demokratikleşme filan çok güzel şeyler diyor. Kahve arasında Cem Boyner’in yanına gidip Uşaklı olduğumu ve konuşmasını dinlediğimi söyledim. Cem Boyner’e “Sizin bu söyledikleriniz gazetede, TV’de yazmaz, Anadolu’da nasıl haber olsun” dedim. Kartını ve telefonunu verdi. Uşak’a çağırırsan gelirim dedi. Ne yapsam nasıl çağırsam diye düşünürken babama danıştım. Babam Anavatan Partisi Uşak il başkanıydı. Dernek kurup çağırmamızı önerdi bende kendim bir dernek kurmak istedim. 7 tane genç sanayici ile derneği kurduk. Derneği kurar kurmaz aradım sekreterini. Sekreterine Cem Boyner’le Nisan ayında konuştuğumuzu söyledim. 19 temmuzda Manisa’da olacağız, 20 temmuzda da Uşak’a geleceğiz dedi. Ve geldi. Ben de o harekete dahil oldum. Ben seçime girmelerine karşıydım. Seçim hüsran oldu bende ondan sonra siyaseti bıraktım. Siyaset sabır gerektiren ayrı bir sorumluluk. 1996 yılında İstanbul’a gidip özel şirketlerde çalışıp tecrübe kazanmaya karar verdim. İş yoktu, Cem Boyner’e gittim iş istedim. Bana 2-3 randevu ayarladı. Boyner Holding’te çalışmaya başladım. “Advanced Kart”ı ilk Boyner çıkarmıştı orada çalışıyordum. Şirket yapılanmaya gitti. Birçok yabancı yönetici geldi. Lübnan asıllı bir Amerikalı benim yöneticim oldu ama ben 3 ay sonra istifa ettim başka sebeplerden dolayı. Bana ayrılma dedi ikna etmeye çalıştı ama olmadı, ikimizin de gözünden bir damla yaş geldi. Daha sonra görüşmeye devam ettik. Yemek yedik yılda bir kere.

2000 yılında internet sitesi işine girdim. İçerik sitesiyle başladım 2001 yılında ticaret işine girdim. 1992’de yaptığım yüksek lisansın tezini vermemiştim, af çıktı 2002 yılında tekrar yazdım. E-ticaret üzerineydi. 2003 başında tezim bitti. Hocalar bana yüklendi, e-ticaretin geleceği yok dediler. Acaba bunlar tez süreci diye mi böyle muhalefet ettiler yoksa cidden bu sektöre inanmıyorlar mı diye bir ürktüm. Daha sonra Anthony aradı -eski yöneticim-. İşleri sordu iyi değil, mağaza açmak lazım dedim. 1 hafta sonra bana Amerika’dan mail atıp hesap numaramı istedi, hesabıma 20.000 dolar gönderdi. Neden güvendi, nasıl güvendi bilmiyorum. Biz onunla borçlarımızı ödedik. Kiralık lastikçi dükkanı vardı, orayı kiraladık. 1 ay sonra, anneler gününden bir gün önce 50 m2 lik küçük şirin bir dükkan açtık. Günlerce mağazaya mal yerleştiremedik. Ama çok doğru bir hamleydi, birden internet satışlarımız arttı, tedarikçiler daha çok güvendi bize. 1.5 yıl sonra 550 m2 lik bir mağaza açtık, birkaç yıl sonra 5000 m2 lik açtık. Daha sonra 10 milyonluk zarar ettim otobüs işinde, olmayan bir parayı batırdım. Kimseyi mağdur etmemek için e-bebek’i satarak borçları ödemek istedim. Bu arada, 2005 yılında Anthony Türkiye’ye gelince 24.000 dolar olarak ödemek istedim verdiği parayı,bana sende kalsın dedi. Ben borçlu kalmak istemiyordum, o da “O zaman bana hisse ver.” dedi, benim de işime geldi, %5 hisse verdim. 2010 yılında tam şirketi satarken, Anthony mail attı “Satmayın.” dedi. Bekledik ama finansal olarak çok zordaydık. Anthony aradı, “Bim’in yönetim kurulu başkanıyla randevumuz var” dedi. Ben hisselerimin çoğunu sattım ve borçlarımızı ödedik. Anthony sayesinde ortak bulduk, ondan sonraki süreçte e-bebek çok hızlı büyüdü. Haftaya Siirt’te 162. mağazamızı açacağız.

2-Bu zor zamanlarda motivasyonunuzu nasıl korudunuz?

2000 yılında dijital yatırım yapanlar pahalı yerlerde ofisler açtılar, biraz havalı yatırımlar yaptılar. Bizim ise Altıyol’da bir sigorta acentesinde, L şeklindeki 1.5 kişilik masada 2 kişi çalışıyordu. Masraflara çok dikkat ederek başlamıştık. O yüzden 2001 krizini kolay atlattık. Kriz mağdurlarını işe almıştık onlar çok azimliydi. Ama zordu. Araba, çocukların altınları falan satıldı ama yavaş yavaş ilerledi, çok sıkıntılı bir süreçti. Sanırım bu babadan geliyor. Bizde “Olmaz” diye bir şey yoktur, “Nasıl yapabilirim?” diye bir şey vardır, nasıl daha iyi olur diye düşünürüm. Birisinin sizin sırtınızı okşamasını beklemeniz hayal, insan kendi kendini motive etmeyi öğrenmeli, yoksa olumsuz düşünmeye başlarsınız, moraliniz bozulur. Mesela şu anda moral bozacak çok şey var pek çok sektörler ilgili, pandemi var en başta. Pandemiyi söylediğin zaman herkes birbirine hak veriyor ama yarın sabah 2500 kişinin maaşını vermek zorundasın, sana haklısın diyenler o kişilerin maaşını ödemeyecek sonuçta, yani ayakta kalmak zorundasınız. Devlet destek veriyor ama devlet hibe para vermiyor, bedava kredi veriyor sonra yine ödemek zorundasınız. Bunu da kendi başınıza yapmanız lazım, kendi kendinizi motive etmeyi öğrenirseniz hayatta karşınıza pek çok farklı kapı açılır.

3-Pandemi sürecinde iş ve özel hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?

Bu bir kriz. Önceki krizlerle benzer olduğu noktalar var, farklı olduğu noktalar var. 30 Ocak’ta beni ziyarete gelen AVM Genel Müdürlerine “AVM’ler kapatılacak siz bunun senaryosuna çalıştınız mı?” dedim. Bana dönüp nereden çıktı bu dediler. Ben “Bence bir çalışın.” dedim. 27 Martta beni arayıp sordular “Halil Bey nereden bildiniz AVM’lerin kapatılacağını?” diye. Ben müneccim değilim ama biz ekipçe Çin’i takip ediyorduk, Çin’de AVM’ler kapatılmıştı, virüs Türkiye’ye gelince de kapanacağını düşündük ve bunun senaryosunu söyledik. Bu temelinde bir okuma meselesi. 19 Mart’ta tüm mağazalar kapandı, ben nöbetçi mağazalar olsun istedim çünkü e-bebek özel bir mağaza. Türkiye’de hiçbir anne e-bebek haricinde beyaz badi gibi ürünleri düzenli olarak bir yerlerden bulamaz. Bizim böyle ciddi sorumluluklarımız var ve bu yüzden 9 mağazamızı kapatmadık, en büyük farklılıklarımızdan biri buydu. Sonradan yavaş yavaş nisandan itibaren nöbetçi mağaza sayısını arttırdık. Call Center’ımızın pek çok çalışanı zaten 4-5 senedir evden çalışıyordu, arka planda alt yapımız vardı ama dürüst olmak gerekirse diğer departmanların evden çalışmasına sıcak bakmıyorduk. Şimdi hepsine sıcak bakar olduk. Ama ben arkadaşlarla pandemi ne zaman biter lotosu oynamak istemedim, onun yerine pandemi de nasıl perakendecilik yapılır ona bakmak istedim. Gerçekten de biz Mart ayından beri buna odaklandık. Haziran ayında AVM’ler açılırken İçişleri Bakanlığının yayınladığı yönergeyi biz zaten uyguluyorduk çünkü mağazalarımız açıktı ve kuralları koymuştuk. Mükemmel olmasa da yönetimimiz devam etti. Mağazalarımızı kapatmadığımız için o ayak alışkanlığını koruduk. Kriz herkese krizdi, 5 Temmuz’da sitemiz siber bir saldırıya uğradı, bunlar zor günlerdi. Bu bize özel bir krizdi.

Üniversite öğrenciliği sırasında bence part-time çalışmalısınız. “Everest Yolculuğu”nu araştırmanızı öneririm, bizim için çok değerli. “e-bebek”te çalışan 2500 kişi arasında 500 tane part-time çalışan var ve bunların yüzden fazlası öğrenci. Bunların bir kısmı da Everest yolcusu.

4-Aile şirketleri dağılmaya mahkum mudur?

Böyle sorarsan dağılmaya mahkumdur. “Aile şirketlerini nasıl yüzyıllar boyunca ayakta tutabiliriz?” diye sorman lazım. 1700’lerde kurulmuş şirketler nasıl hala ayakta ona bakmak lazım. Babam kabul etmiyor, dedem itiraz ediyor gibi durumlarla mücadele etmek gerekiyor.

5-E-ticaret sektöründe ilerleyebilmek için olmazsa olmaz 3 özellik sizce nedir?

Azim, çevreyle mücadele ve tutarlı bir iş planı.

6-İş dünyasında başarı ve fark yaratabilmek için süreci mükemmel mi yönetmek gerekiyor yoksa size ait olanı yapabildiğiniz en iyi şekilde yapmak mı?

İkisi de olabilir, ama orada rekabet olur tabi. Sıradanı mükemmel yapmak da rekabet gerektirir. “Mavi Okyanus Stratejisi” kitabını tavsiye ederim. O kitap der ki: Rekabet varsa orada köpek balıkları vardır, o deniz kızıl denizdir, kan vardır. Mümkün olduğunca farklı şeyler yaparak kendinizi köpek balıklarının kan gölüne çevirdikleri bölgeden suyun temiz olduğu, rekabetin az olduğu bölgeye gitmeniz gerekir. Ama diğer yandan öyle çok değişken var ki girdiğiniz sektörlere göre. Mesela fırın açacaksanız şu an farklı olarak açabilirsiniz. Ben garip bir iş söyleyeyim şimdi size, yapmayacağınızdan yüzde 99 eminim, boş bir sektördür. Umumi tuvalet. En son nerede girdiniz ve girmek istemezsiniz, neden, çünkü çok pis diye bir algı var. Bu algıyı yıkarak Taksim meydanında beş yıldızlı bir hizmet vermeniz çok kolay. İyi bir havalandırma, temizlik, lüks lavabolar, büyük bir ihtiyacı kapatır bu farklılık. Etrafınızda o çok iş var ki bu şekilde farklılık yaratabileceğiniz, ama insanlar adım atmıyor. Zaten bu kitapta bunu anlatıyor.

7- 5 yıl sonra kendinizi ve şirketinizi nerede görüyorsunuz?

10 yıl sonra 6 kıtada görüyorduk, 5 yıl sonra 3-4 kıtada olmamız lazım. Şu sıralar İngiltere, Almanya ve Çin’de e-ticaret için ciddi gayretlerimiz var. Hatta e-ticaret direktörümüz LinkedIn’de ilan verdi ülke sorumluları için. İlk mağazamız İngiltere’de açılabilir. Alibaba’nın yan şirketleri ile konuşup Çin’de de bir e-mağaza açma fikrimiz var. 5 yıl sonra artık uluslararası alanda olmamız gerekiyor.

5 Temmuz bizim için kötü bir gündü ama eksiklerimizi gördük. Hatta o hacker’a ben bir teşekkür maili bile yazdım, 20 yılda öğrenmediğimizi bir günde öğrettin diye. Güvenlik konusundaki eksiklerimizi 2 aydır büyük bir mesai ile kapamaya çalışıyoruz.

8- Nasıl yapabilirimci biri olmayı, tıkandığınız anları aşmayı nasıl başarıyorsunuz? Bu konuda tavsiyeleriniz nelerdir?

Tıkanma kelimesini doğru bulmuyorum. Her zaman bir üst akıl vardır, her şeyi bilemezsin bu yüzden diğer kişilere danışırım. Bazen 10 yaşındaki bir çocuğun görüşü bile sana ilham verir. Kitap okumaya, okutmaya ve tartışmaya çok önem veririm. Dahi biri olduğumu düşünmem ama hala öğrenme açlığını sürdüren, cehaleti idrak etmiş biriyim. Çünkü dünyada o kadar çok bilgi var ki ve sen bu bilgilerin içinde bir hiçsin aslında. Bilgiye ulaşmak kolay yeter ki kendini doğru şartlandır. Ben doğru cümleler kurduğunuzda başarıya yakın olduğunuza inanırım. Ancak etrafımızda doğru cümleler kurmayan büyük bir çoğunluk var, olumsuz düşünen, karamsar, bu işi sen yapamazsın, KPSS’ye gir al maaşını gibi şeyler diyen pek çok insan var. Dolayısıyla inşallah siz de olumlu gözle bakanlardan olursunuz.

9-Girişimcilikte risk almak ile ilgili tavsiyeleriniz nelerdir?

Altından kalkabileceğiniz riskler alın. Başarısız olmaktan korkmayın. Başarısızlık insana çok fazla öğreti verir. Nelson Mandela’nın çok güzel bir sözü var; “Hayatım boyunca hiç kaybetmedim, ya kazandım ya öğrendim.” Bu bir bakış açısı. Olumsuz durumlardan ne öğreneceğinize bakarsanız bu bir kazanım, bir sermayedir.

10- Sizi etkilemiş insanlar var mı? Önerebileceğiniz kitaplar neler?

Adidas, Ikigai, Incognito, Nike, Starbucks, Amazon,  vb. kitapları tavsiye ederim. Cem Boyner eskiden beni çok etkilemişti, hala saygı duyarım. Can Baş, General Elektrik’in uzun  dönem Ceo’suydu ve şirketi kötü bir durumdan iyi bir hale getirmişti. O da beni çok etkilemiştir.

11- Verebileceğiniz en iyi tavsiye nedir? Şu an olsa şimdi yapmazdım dediğiniz bir şey var mı?

Arkadaşlar geçmişe takılmayın, keşke kelimesini kullanmayın. Bu sizi çok geliştirmez. Yaptığınız hatalar sizin için bir sermayedir. Benim şöyle bir mottom var: “İyi niyet biraz da gayret, yeter ki sabret, gerisi kısmet”. İyi niyetli olmanız önemli, gayret gösterip adım atmanız gerekiyor. Tavuktan her gün bir yumurta çıkıyor ama her gün civciv çıkmıyor. 21 gün beklemek lazım. Dolayısıyla bir olgunluk süresi var, bunu iyi kullanmanız gerekiyor Batı dünyası hırs diyor ben azim diyorum, hırs tehlikelidir, azim güvenlidir. Başkaları koşarken siz yürürseniz nasıl ilerleyeceksiniz? Dolayısıyla, daha az uyuyun, daha çok okuyun, daha çok çalışın. Keşke daha çok kitap okusaydım diyorum siz öyle yapın, tavsiye ederim.

12- Okuduğumuz bölüm dışında bir şeyler mi yapalım mı?

Kendinize göre çalışın, neyi seviyorsanız. Sizi heveslendiren şeylere, o şeyi okuyan arkadaşlardan daha hevesle bakın ve daha çok çalışın. İşletme okumuş bir veri analisti, iki taraflı bir bakışa sahip olur.

13- Geleceğin liderleri ve yöneticilerine nasıl tavsiye verirsiniz?

Ben liderlerin, ekiplerini koruyan, iyi niyetli, çalışmaya duyarlı olmalarını ve öncü olmalarını isterim. Sorun gördüğünde onlar öne atılırlar. Onlar sorumludurlar, çevrenizde gördüğünüz sorunlara duyarlı olmak liderlik kaslarınızı geliştirir. Liderlik genetik değildir ama yetiştiğin ekosistem önemlidir. Da Vinci döneminde yetişen birçok yönetici var, bu o ekosistemin bir sonucu babadan geçen bir şey değil, bizde de durum öyle; Hezarfen, İbn-i Sina vs. Devlet otoritesi, bakış açısı ve sistem de önemli. Şu an Türkiye ve dünyaya bakıldığında liderlik çok aranan bir şey, liderlik içinde fazlasıyla altyapı ve destek var. Dolayısıyla şimdi lider olunmayacaksa, ne zaman olunacak?

 

“İyi niyet, biraz da gayret, yeter ki sabret, gerisi kısmet”

 

Düzenleme: İlayda GÜNEŞ – Doğukan ÇOLAK

networking

Networking

“Network’ünü Arttır, Fırsatları Kaçırma, Bağlantı Kur” Tamam da Nasıl?

Başlamak size bağlı; ya en zoru ya en kolayıdır. Fakat ne olursa olsun siz sadece sohbet etmeye başlayın, gerisi kendiliğinden gelir zaten. Kimsenin birbirini tanımadığı bir ortamda yahut tersi durumda da birilerinin yanına gidip kendinizi tanıtarak sohbete başlayabilirsiniz. Bazen sıcak bir gülümseme ve bir “merhaba” bile yeterli olur. Karşı taraf da buna açıksa, zaten beden duruşu, mimikleri kendini ele verir. Bir iki networking aktivitenizi insanları gözlemleyerek, onları “okuyarak” geçirebilirsiniz. Gözlem gücünüz arttığında, “kimlerin yanına gitmeli? Kimlerle konuşabilirim? Ne kadar konuşmam yerinde olur?” gibi sorulara kendiliğinden yanıt bulabilirsiniz.

Sohbet etmek, Networking felsefesinin temel taşıdır. Ancak, size karşı kaba bir tutum gösterdiklerinde karşı atak yapmak yerine sakin olmalısınız. Normalde yapıcı insanlar benle başlayan cümlelerden uzak dururlar. Karşısındakini sohbete dahil etmek için “siz” ya da samimiyet olduğunda “sen” diye hitap ederler. Ancak araştırmalara göre, zor insanlarda bu ters tepiyor. Çünkü adeta bir düşünce yaptırımı olarak değerlendiriyor ve tartışmayı derinleştiriyorlar. “Bence” ile başlamak bu kişilerde doğru bir taktik olabilir.

Özellikle Türk insanı duygu yoğun bir yapı ve kültüre sahiptir. Bir Networking’e olumsuz duygularla katıldığınızda birçok kişi bunu fark edecektir. Bu size tanışma için ilk seçenekleri olmamanız olarak döner. Böyle durumlarda kendinizi motive etme, dik duruş ve gözlere yansıyan olumlu bir tebessüm kilit başarı etkenleridir.

İyi Networking Nasıl Yapılır?

İyi Networking yapmak, yani Networker olmak için çevrenizi farklı bir gözle değerlendirmelisiniz. Büyük kurumların hepsinin bir iletişim stratejisi ve varoluş vizyonu vardır. Bireylerin de aynı şekilde olmalıdır. Networking sürecindeki konuşma, görünüş, göz ve vücut diliniz vermek istediğiniz mesaj ve bırakmak istediğiniz etkiye göre her ortama özel planlanmalıdır.

Unutmayın ki bağlantılarınız kadar güçlüsünüz. Bağlantılarınız hayatınızı kolaylaştırır. Daha fazla iş yapmanızı ve daha iyi yerlere gelmenizi sağlar. Peki bu bağlantı nasıl sürdürülebilir? LinkedIn aracığıyla

Harris Interactive’in Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre herhangi bir iş birliği öncesi tarafların yaklaşık yüzde 42’si birbirlerini Google’dan arıyorlar. Bu oran, işe alım sürecinde (CareerBuilder rakamlarına göre) yüzde 70’e çıkıyor. Özetle, ilk izlenim her geçen gün daha fazla dijitalleşiyor. Bunu yönetebilecek en etkili yer de LinkedIn profiliniz olarak öne çıkıyor.

LinkedIn, hizmetlerini şöyle tanımlıyor: “Sizinle iletişim kuruyor ve üyeler arasında iletişim oluşturuyoruz. Bazı mesajlar için hangi tür ve ne sıklıkla mesajlar alacağınızı kontrol etmeniz için ayarlar sunuyoruz. Hizmetlerimiz, diğer kişilerle bağlantı kurmanıza, iş ve ticari fırsatlar bulmanıza ve bu fırsatlar için bulunmanıza, güncel bilgiye sahip olmanıza, eğitim almanıza ve daha üretken olmanıza yardımcı olur.”

Hadi bir LinkedIn profili oluştur; network’ünü arttır, fırsatları kaçırma, bağlantı kur!

Miray Ulubay

 

risk-sermayesi

Şirket Değerlemesi

Şirket Değerlemesi Nedir?

Bir şirketin el değiştirmesi durumunda maddi tutarının belirlenmesidir. Şirket değerlemesinde şirketin sahip olduğu tüm varlıklar, faaliyetler ve bazen de çalışanlar dikkate alınır.

Şirket Değeri Hesaplama

Şirket değeri hesaplanırken kullanılan pek çok farklı yöntem vardır.

Karşılaştırma Yöntemi

Bu yöntemde şirket aynı sektördeki bir başka şirketle karşılaştırılır ve buna göre bir şirket değerlendirme raporu oluşturulur. Bu rapora göre de değer belirlenir.

Venture Capital

Bir diğer yöntem Venture Capitaldir. Bu yöntem de şirketin gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değeri hesaplanır ve ona göre bir değer belirlenir.

Şirketlerin Aktiflerinin Değerlemesi

Bahsedebileceğimiz son yöntemse şirketlerin aktiflerinin değerlemesidir. Şirket aktifinde duran varlıkların uluslararası standartlara göre değerlendirilmesidir.