startup-hukuku

StartUp Hukuku

StartUp Hukuku

İlk kez 18. yüzyılda Richard Cantillon tarafından kullanılan girişimcilik kavramı; Türk Dil Kurumu’na göre emek, sermaye ve doğayı bir araya getirip bunları üretim sürecinin faktörü olarak tasarlamak, örgütlemek ve tüm bunların risklerini üstlenmek anlamına gelmektedir. Girişimcilik doğası gereği birçok risk barındırır, bu yüzden girişimci yapacağı işte kendini ve girişim fikrini elinden geldiğince yasal yollarla sağlama almalıdır. İşte tam da bu noktada “ StartUp Hukuku” veya diğer adıyla “Girişimcilik Hukuku” hayati bir önem kazanıyor.

Girişimcilik Hukuku Nedir?

Sahip olduğumuz girişim fikrinin ticari kazanç elde etme ya da şirket olma yolundaki adımlarını, bu girişimin özelliklerini ve sorunlarını işleyen, bunların kurallarını ve sınırlarını belirleyen hukuk dalına girişimcilik hukuku denir. Temelinde fikri ve sınai haklar geniş ölçüde yer alırken, inovasyonu öne çıkaran faaliyetler de temel noktalarından biridir. İnovasyon kavramını temel alan bu yeni hukuk dalı, girişim hukuku olarak da bilinen Start-Up hukukudur.  Henüz ülkemizde kendine ait bir kanunu olmasa da birçok hukuk dalının birleşmesi ile ortaya çıkmıştır. Bu dallar şunlardır:

  • Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku,
  • Sözleşmeler Hukuku,
  • Rekabet Hukuku,
  • Reklam Hukuku,
  • Tüketici Hukuku.

Daha genel ele alacak olursak Start-Up hukuku başta ticaret kanunu olmak üzere borçlar kanunu, sınai mülkiyet kanunu gibi kanunlar ile bağlantılıdır. Ülkemizde girişim için hukuk hala gelişme sürecinde olsa da özellikle şirketler hukukunun ve sınai mülkiyet hukukunun içerisinde yer aldığı yukarıdaki gibi bir paket hukuk servisi oluşturulmuştur.

StartUp Hukukunda Aşamalar

Her hukuki süreçte olduğu gibi girişim hukukunda da belli bir prosedür ve uygulama süresi vardır. Start-Up projesinin kendi içindeki işleyiş ile uyumlu olarak aşama aşama ilerlenir. Burada temel amaç girişim fikrini pazara açmadan önce resmi çalışmalar yapmak, bu girişim fikrini yasal olarak güvenceye almak ve girişim pazara tanıtıldıktan sonra projeyi koruma altına almaktır. Tüm bunlar girişim fikrini korumaya yönelik başlatılan hukuki bir süreçtir. Bu sayede fikri mülkiyetin çalınması, kopyalanması gibi sıkıntılar önlenmiş olur.

İlk aşama fikri koruma altına almaktır. Telif hakları belirlenir ve fikir, marka, model tescili yapılır. Bu sayede proje sağlam bir temele oturtulmuş olur. İkinci aşamada ise sözleşme yapılır. Ortaklar ve projede payı olanlar için sözleşme düzenlenir. Gizlilik sözleşmesi, pay anlaşmaları, ön protokol ve pay sahipleri sözleşmeleri koruma altına alınır. Girişimcilik hukuku, proje haklarını korumak ve projedeki pay sahiplerinin hukuki sıkıntı yaşamamaları için bu aşamada çok etkin bir rol oynar. Üçüncü aşamada ise artık Start-Up kendini geliştirmiş ve şirketleşme yolunda önemli aşama kaydetmiş olabilir. Eğer bir Start-Up şirketleşme aşamasına geldiyse herhangi bir karşıt durum çıkmaması, şirket protokolünün tam olarak oluşturulması için Start-Up hukukunun devreye girmesi gerekir. Bu hukuki süreçte genel kurul, yönetim kurulu, toplantı ve karar mekanizması ile şirketin yükümlülükleri de oluşturulmalıdır.

Tabii ki girişimcilik hukuku bu üç aşamayla sınırlı değildir. Proje ilerleyip iş büyüdükçe birçok farklı alanda soru işaretleri oluşabilir. İlk aşama için örnek vermek gerekirse; bizim olmayan eserleri nasıl kullanabiliriz? Ortak patent nasıl alınır? MIT lisansı ve bunun önemi nedir? Karşımıza bunun gibi birçok detay çıkacaktır. Aynı zamanda yeni çıkan ticaret kanunlarını ve vergi düzenlemelerini de yakından takip etmek gerekir. Ülkemizde 1 Mart 2020 tarihinde yürürlüğe giren “Dijital Hizmet Vergisi” bu duruma iyi bir örnektir. Özetlemek gerekirse girişiminiz devam ettiği sürece hukuki süreç de devam edecektir. İkisinin de birbiri ile uyumlu hareket etmesi gerekir.

Bu konular ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek isterseniz bu linki inceleyebilirsiniz: https://startuphukuku.com/

İlayda Güneş

martin-sorrell

Martin Sorrell ve WPP’nin Şaşırtıcı Hikayesi

Bir İletişim İmparatorluğu: WPP’nin Şaşırtıcı Hikayesi

WPP, kuruluş yeri Londra olan, çeşitli reklam ve halkla ilişkiler markalarını içinde barındıran ve kendi piyasasının yaklaşık yarısına hakimiyet kurmuş bir iletişim imparatorluğu. Reklamcılık, halkla ilişkiler ve dijital pazarlama alanlarında adından oldukça söz ettirmiş isimleri içinde barındıran WPP ve kurucusu Martin Sorrell oldukça ilginç bir hikayeye sahip. Gelin beraber göz atalım!

Yer Londra/Crawley, sene 1985 ve hava yağmurlu… Martin Sorrell adında bir İngiliz, Crawley sokaklarında düşünceli bir şekilde yürüyor. Kafasında kendi işini kurma fikri var ama hangi alanda bir iş kuracağını bilmiyor. Sonra Crawley’in ana caddesinde yürürken, etrafındaki billboardlara, reklam afişlerine bakıyor ve kafasındaki ampul birden yanmaya başlıyor. Bunun üzerine ‘’Ben kendi reklam ajansımı kuracağım!’’ diye karar alıyor, demek isterdim ama WPP’nin hikayesi birazcık daha farklı. Ama önce bu imparatorluğun kurucusu Martin Sorrell’den kısaca bahsedeyim.

Martin Sorrell Kimdir?

Martin Sorrell, 1945 yılında Londra’da doğmuş bir Yahudi’dir. Harvard’ta MBA eğitimi ve Christ’s College’de ekonomi eğitimi alarak yükseköğretimini tamamlamıştır. Reklamcılık kariyerine başlamadan önce spor ve finans sektöründe çalışıyor. Fakat sonradan bu sektörlerde istediğini bulamadığı için, yeni bir sektör arayışına giriyor. Bu arayışı 1975’te başarılı ajanslardan Saatchi&Saatchi’de aldığı teklifle, reklam sektöründe buluyor. Saatchi’de Finans Grup Direktörü olarak işe başlıyor ve 10 sene boyunca devam ediyor. Sonrasında 1985 yılında da, WPP, te lsepet ve çay demliği üreten bir markayken, bu markaya yatırım yapıyor ve bu markada tam zamanlı CEO’luk yapmaya başlıyor. Sonrasında da zamanla bu markayı iletişim markası haline getiriyor ve imparatorluğunun temellerini atıyor.

WPP, aslında ilk başta tel sepet ve çay demliği üreten küçük bir fabrikaydı. ‘’Ne alaka?’’ diye düşündüğünüz duyuyor gibiyim ve bunu düşünmekte çok haklısınız. Çay demliğiyle reklamcılığın ne gibi bir alakası olabilir ki? Alakası da yok zaten. O yüzden arasında bir bağ kurulacak bir durum da yok. WPP’nin açılımı Wire Plastic Products -yani tel, plastik ürünler- olarak adlandırılmıştı. Amacına tamamen uygun bir marka ismi olmuş!

Martin abimiz, ilk başta WPP’yi tel sepet ve çay demliği ürettiği haliyle alıyor ve onu bir iletişim markasına çeviriyor. Tahminimce, adam ‘’Bu sektörde para yok, gelecek varsa yoksa reklamcılıkta!’’ diye düşünerekten, markanın odaklandığı sektörü değiştirmiş ve iyi ki yapmış bunu. Çünkü eğer böyle bir değişiklik olmasaydı, şuan WPP tel sepet ve çay demliği üreten ‘’sıradan’’ bir marka olacaktı. Siz de ben de bu markayı hiç duymamış olacaktık.

İşte Martin Sorrell, iletişim sektörünün o zamanki durumunu oldukça iyi bir analizle belirlemiş ve WPP’yi iletişim sektörüne oldukça planlı bir şekilde sokmuştur. Zamanla, tıpkı bir çocuk gibi büyümüş ve yavaş yavaş büyük ajansları kendi içine almış. Günümüze kadar, bu ilerleyiş sürmüş.

WPP Firmasının Son Durumu

WPP, şuan öylesine büyük ki… Şöyle düşünün, aklınıza gelebilecek reklam, medya, halkla ilişkiler, sosyal medya alanlarının dev isimleri var ya? İşte onların çoğunun sahibi bu marka. İletişim sektöründe, yakınına yaklaşan rakipler bile iki tık gerisinde -GroupM’I kastediyorum-. Sektörün %50’sine sahip bu marka. Reklam sektöründe bu yüzde daha da artıyor.  Yani uzun lafın kısası, bu marka sektöre hükmediyor!

Martin Sorrell, vizyonunu konuşturmuş dememek ona çok büyük ayıp olur. Tarihin belki de en alakasız marka dönüşümlerinden biri, markayı en sağlam ve başarılı haline getirmiş.

Bu tarz ilginç markalarla karşılaşırsam, onların hikayelerini de anlatmaya çalışacağım. O zamana kadar hoşçakalın!

Fırat AKKUŞ

 

yemek-sepeti

Yemek Sepeti

Yemek Sepeti

Yemek Sepeti Ne Zaman Kuruldu?

Yemek Sepeti fikri 1976 doğumlu Nevzat Aydın’ın ABD’de San Francisco Üniversitesinde MBA eğitimi aldığı sırada e-ticarete merak duyup internet üzerinden yemek sipariş fikrinin ilgisini çekmesi ile ortaya çıkmıştır.

Eylül 2000’de Nevzat Aydın, Melih Ödemiş ve Cem Nufusi’nin Yemek Sepetini kurmaya karar vermesiyle Yemek Sepeti Gıda ve Pazarlama Elektronik İletişim ve Tanıtım Limited Şirketi 40 metrekarelik bir odada kuruldu. Şirketin; genel müdürü Nevzat Aydın, IT sorumlusu Melih ödemiş, satış ve pazarlama sorumlusu ise Cem Nufusi olmuştur. Şirket ilk başta 26 restoran ile işe başlamış ve bu restoranlardan interneti olmayanlara siparişleri faks ile geçmişlerdir. Nisan 2001’de şirket günlük ortalama 40-45 adet sipariş almaya başlamıştır.

Büyüme Dönemi

2004 ve 2005 yıllarında Microsoft ve Doruk Net’in düzenlediği Altın Örümcek yarışmasında peş peşe ‘Türkiye’nin En İyi Web Sitesi’ ödülünü kazanmıştır. 2008 yılında Europeans Funders Fund azınlık olarak, şirkete ortak oldu. 2009 yılında firma ilk kez yurtdışına açılma kararı alarak Dubai’de Foodonclick.com markası ile hizmet vermeye başladı. Firma Mayıs 2010’da İzrestorana.ru ismi ile Rusya’ya açıldı, ancak bu operasyonuna Kasım 2012’de son verdi. Aralık 2010 tarihinde Yemek Sepeti 20 ilde aktif olarak operasyonlarını yürütmeye başlamış ve günde 30.000’den fazla sipariş alarak 900.000’den fazla üyeye ulaşmıştır.

Şirket 7 Aralık 2012 tarihinde restoranlara yönelik indirimli ürün ve hizmetleri sunan irmik.com’u, 11 Aralık 2012 tarihinde ise yerel ürün pazarı Lokum.com’u açtı. Ancak Lokum.com 2015 yılının Mart ayında kapatıldı. Yemek Sepeti Ekim 2013’te Yunanistanda hizmet veren bir online yemek sipariş servisi olan clickdelivery.gr’yi satın alırken, Kasım 2013’te 2.2 milyon kayıtlı üyeye, 10.000’den fazla kayıtlı restoran ve günde 60.000 siparişe ulaşmıştır. Kasım 2014’te Ürdün pazarına ifood.jo’nun çoğunluk hisselerini satın alarak girmiştir.

Yemek Sepeti’nin Son Durumu

Mayıs 2015’te Yemek Sepeti Almanya merkezli Delivery Hero tarafından 589 milyon dolar karşılığında satın alınarak Türkiye’nin milyar TL değerleme ile ‘Exit’ yapan ilk internet girişimi olmuştur. Firmanın kurucularından olan Nevzat Aydın halen şirketin CEO’su olarak görev yapmaktadır.

2019 yılında Yemek Sepetinin piyasa değeri 1.6 milyon dolar olarak açıklanmıştır. 2020 yılında sitenin kullanıcı sayısı Covid-19 salgınının etkisiyle de kullanıcı sayısında 19 milyonu aşmış, %82’si yerel ve tekil işletmelerden oluşan 32.437 yeni restoranın dijitalleşerek online paket sistemine geçmesini sağlamış ve 2020 yılını 5000 iş alımı yaparak 8000 istihdamla kapatmıştır.

Doğan BÜRCE

elon-musk

Kitap Tavsiyesi: Elon Musk: Tesla, Spacex ve Muhteşem Geleceğin Peşinde

Elon Musk: Tesla, Spacex ve Muhteşem Geleceğin Peşinde

Teknoloji dünyasının süperstarı diyebileceğimiz ve geçtiğimiz günlerde dünyanın en zengin insanları listesinde birinci sıraya yerleşen Elon Musk’ın yerinde olmak birçok insanın hayali olmuştur. Spot ışıkları altında, alkışlar eşliğinde yeni model Tesla’larını tanıtırken tüm dünyayı büyülemek dışardan bakıldığında oldukça etkileyici görünüyor. Birçok genç girişimci, “Yeni Elon Musk” olma hayaliyle yanıp tutuşuyor. Peki, Musk bulunduğu konuma “Yeni Bill Gates ben olacağım!” hayaliyle mi geldi?  Ya da Elon Musk olmak, spot ışıkları altında, alkışlar eşliğinde yeni projeleriyle insanları etkilemekten mi ibaret? Amerikalı gazeteci Ashlee Vance uzun soluklu bir çalışma sonucu ortaya çıkardığı kitabında bize bu sorulara ve daha fazlasına cevap bulabilme imkânı tanıyor.

Kitabın İçeriği

Kitap, Musk’ın Güney Afrika’da başlayan hayatından günümüze kadar olan macerasını objektif bir şekilde anlatıyor. Yaşadığı zorluklardan karşısına çıkan büyük fırsatlara, yaptığı fedakarlıklardan ödediği bedellere hayatının birçok ayrıntısına değiniyor. Yaklaşık 10 bölümden oluşan kitap, her bölümünde onu seven ve ondan nefret eden insanların, en sadık çalışanlarının ve ilk haftada işten kovulan birçok kişinin bakış açısından yararlanarak Elon Musk’ın hem olumlu hem de olumsuz yönlerini görmemizi sağlıyor. Ona tapan insanlardan tutun da Stanford’a aslında hiç kaydolmadığını iddia ederek onu mahkemeye vermeye çalışan kişiye kadar çeşitli görüşler karşımıza çıkarıyor.

Okuyucu Olarak Benim Yorumum

Kitabı bitirdiğimde ne Elon Musk’ın en büyük hayranı oldum ne de ondan nefret ettim. “Demek başarılarının arkasındaki büyük sır buymuş!” diyerek bir aydınlanma da yaşamadım fakat okurken birçok ders çıkardığım ve saygı duyduğum bir hayat hikayesine tanıklık ettim. Bu uzun biyografide aklıma kazınan yerlerden de kısaca bahsetmek istiyorum;

Daha küçük yaşta oyun kodlayarak elde ettiği küçük başarılarla ve henüz 9-10 yaşlarındayken yaşadığı çevrede bulunan kütüphanelerdeki tüm kitapları bitirerek üstün zekasını belli eden Musk, kendi kapasitesinin farkında olmalı ki sürekli sınırlarını zorlamaya oynamış. Kendini; çok para kazanmak, çok ünlü olmak, “Yeni Bill Gates” olmak gibi yüzeysel hayaller yerine “gelecekte dünyayı yaşanabilir kılmak için çözümler bulma” ve “bu çözümler işe yaramazsa bir kaçış seçeneği olarak Mars’a koloni kurma” gibi büyük hayallere adamış, bunları gerçekleştirebilmek için yorgunluktan düşüp bayılana kadar çalışmış. Vizyonuna olan inancını daima sürdürmekle kalmayıp dünyanın en kalifiye insanlarını da kendi vizyonuna inandırarak etrafına toplamayı başarmış.

Son olarak, Musk’ın hayatında dikkatimi en çok çeken noktaya değinmek istiyorum. Defalarca, hayatının sonuna kadar çalışmadan refah içinde yaşayabileceği paralar kazanmasına, “Zirvede bırakıyorum!” diyerek daha fazla çabalamaya gerek kalmayacağı başarılara imza atmasına rağmen eline geçen her parayla insanlığa faydalı olabilecek yeni hedefler belirleyerek o yönde yatırımlar yapması ve çalışma temposunu hiçbir zaman düşürmemesi bana Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözünü hatırlattı:

“Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için gerekir en belli başlı vasıtadır. Gaye, fikirdir. Zafer, bir fikrin üretilmesine hizmet nispetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin istihsaline dayanmayan bir zafer payidar olamaz. O, boş bir gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir alem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.”

Uğur Eroğlu

 

en-sonunda-oldu

Kitap Tavsiyesi: En Sonunda Oldu

En Sonunda Oldu

Bazı insanların, gelecekle bir alıp veremediği vardır. Belirsizliğin yarattığı rahatsızlık, onları sürekli gelecek hakkında akıl yürütmeye, gerçekleşebilecek ihtimaller arasında tahminlerde bulunmaya iter. Ben de bu insanlardan biri olduğumu söyleyebilirim, “Acaba, yapay zekânın işlerimizi elinden aldığı gün bizi neler bekliyor?”, “Tekrardan bir dünya savaşı yaşayabilir miyiz?”, “Yaşlanmayı engelleyebilirsek neler yaşanır?” gibi sorular her gün kafamda dönüp duran sorulardan bazıları. Eğer siz de geleceğin belirsizliğinden az da olsa korkuyor, olası ihtimalleri merak ediyorsanız ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini umursuyorsanız (ki umursamalısınız) bu haftanın kitap tavsiyesi olan “En Sonunda Oldu” tam da size göre!

Kitap Ne Anlatıyor?

Gelecek hakkında kaygıları olan ödüllü gazeteci Mike Pearl tarafından yazılan kitap, ileride olması muhtemel bazı olayları mantıklı ve verilere dayanan bir yöntemle ele alarak sade ve akıcı bir dilde bize aktarıyor. Bu olayları ele alırken birkaç önemli kriteri değerlendiriyor;

  • -Bu yüzyılda olabilir mi?
  • -Akla yatkınlık puanı kaç? (Örneğin 4/5)
  • -Korkutucu mu?
  • -Alışkanlıkları değiştirmeye değer mi?

20 adet, olması muhtemel olayı değerlendirirken her birini akla en yatkın açılardan ele alan Mike Pearl, hedefinin okuyucuyu bu olayları olası halleriyle tahayyül ettirerek daha açık düşünceye ulaşmasına yardımcı olabilmek olduğunu söylüyor. Kitabı okurken bana defalarca, “Ben bu açıdan hiç düşünmemiştim!” dedirterek hedefine ulaştığını söyleyebilirim. Gerçekleşme ihtimali beni en çok korkutan olaylardan birini ele alan “İnsanların Birbirini Mükemmel Bir Şekilde Taklit Edebildikleri Gün” kısmı, aslında bu durumun önüne geçilebileceğini fark etmemi sağlayarak kitaptaki en sevdiğim yer oldu. En Sonunda Oldu, her ne kadar felaket senaryoları üzerine yazılmış bir kitap olsa da geleceğin korkutucu belirsizliğinin yerini hafif bir rahatlama ve daha iyi bir gelecek için harekete geçme bilinciyle değiştiriyor.

   “Mahvolduğumuza inanırsak gelecek için yaşanabilir bir gelecek yaratamayız. Sorun şu ki gelecek nihai sonuç veya bir müzikle her şeyin kararması değildir. Gelecek günlerin toplanmasıdır. Yalnızca o günlerde olmak istediklerimizi hayal edersek, onları elde edebilir ve gerçekleştirebiliriz.”

Uğur Eroğlu

pürdikkat

Kitap Tavsiyesi: Pürdikkat

Pürdikkat

Akıllı makineler, günümüzde hızla akıllanmaya ve birçok iş alanında insanların yerlerini almaya devam ediyor. Biz ise, boş vaktimizin ciddi bir kısmını 5 dakika göz atmak için girdiğimiz uçsuz bucaksız sosyal medya denizinde geçiriyoruz. İş hayatında da durum pek farklı değil. Çalışırken geçen vaktimizin çoğunu da telefonumuza sürekli gelen bildirim ve mail bombardımanları gibi birçok çeldiriciye maruz kalarak, düşük verimlilikle geçiriyoruz. Bunun sonucunda, günümüz dünyasında, zamanını maksimum verimlilikte kullanan, zor işleri çabucak öğrenebilen hem hızlı hem de nitelikli üretim yapabilen insana duyulan ihtiyaç süratle artıyor. Bu özelliklere sahip olabilmeye giden yolun ise “pürdikkat” çalışmaktan geçtiğini söylüyor kitabın yazarı Cal Newport. Pürdikkat çalışmanın başlı başına bir beceri olduğunu, ciddi emek ve istikrarlılık sonucu kazanılabildiğini öne sürüyor.

Kitap Ne Anlatıyor?

Sürekli ulaşılabilir olmak, gün içinde birçok toplantı yapmak, açık ofislerde çalışmak gibi pek çok unsur, bizi asıl yapmamız gereken işe kendimizi vermekten alıkoyuyor ve çalışmamızı yüzeyselleştiriyor. Cal Newport’un deyişiyle, “…günümüz iş dünyasına yön veren eğilimler, insanların pürdikkat çalışma becerisini her an köreltiyor.”. Peki, bu şartlarda pürdikkat çalışma becerisini nasıl kazanabiliriz? Cal Newport bu sorunun cevabını “teorik” ve “pratik” olarak ikiye böldüğü kitabın “pratik” kısmında veriyor. Pürdikkat çalışmaya dair birçok yaklaşımdan bahsediyor ve kendimize en uygun olanı seçme imkânı tanıyor. Oysa tüm yaklaşımların bir ana fikir etrafında toplandığını görüyoruz: planlı çalışmak, bilişsel yeteneklerimizin sınırlarını sonuna kadar zorlamak ve çalışma sırasında çeldiricileri mümkün olduğu kadar kısmak. Bu şekilde üretilen yeni değerlerin ve geliştirilen kişisel becerilerin başkalarınca taklit edilmesinin oldukça zor olduğunu şu şekilde vurguluyor:

“…günümüz ekonomik düzeninde bir kıymetiharbiyeye sahip olmanın yolu, karmaşık şeyleri çabucak öğrenmede ustalaşmaktan geçiyor ve bu da pürdikkat çalışma becerisini gerektiriyor. Bu beceriyi edinmediğiniz taktirde teknoloji ilerleyedururken geride kalmanız işten bile değil.”

 

“Zihninizi dikkat çelicilerin boyunduruğundan kurtarmadığınız müddetçe, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, odaklanmaya yönelik çabalarınız akamete uğramaya mahkûmdur. Tıpkı beden sağlığına antrenman dışı zamanlarda da özen gösteren profesyonel bir sporcu gibi, siz de odaklanma harici zamanlarda zihninizi toksik girdilerden korumalısınız; bunaldığınız her an aklınızdan geçen ilk şey tüymekse, sıra pürdikkat çalışmaya geldiğinde zorlanırsınız.”

Yazar Neyi Amaçlıyor?

Yazar, kitabı bitirdiğimizde pürdikkat çalışmanın önemini ve gerekliliğini kavramış olmamızı, bu kavramı meslek hayatımızın merkezine nasıl yerleştirebileceğimizi, bu durumdan nasıl faydalanabileceğimizi bize öğretmiş olmayı hedefliyor. Kitabı okudukça, Carl Jung’dan Bill Gates’e kadar nice ismin, başarılarını pürdikkat çalışmaya -kendileri yöntemin adından haberdar olmasa da- borçlu olduğuna dair somut kanıtlar görüyoruz. Bu noktada benim çıkardığım en büyük ders, başarı için ihtiyacımız olan şeyin ulvi bir işten ziyade; işimize yönelik geliştireceğimiz ulvi yaklaşım olduğu. Her yerde karşımıza çıkan “Geleceğin Meslekleri” isimli listelere bel bağlamaktansa “Geleceğin Yaklaşımı” arayışında olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Uğur Eroğlu

 

akildisi-ama-öngörülebilir

Kitap Tavsiyesi: Akıldışı Ama Öngörülebilir

Kitap Tavsiyesi: Akıldışı Ama Öngörülebilir

Hayatınızda hiçbir ürünü sırf çok büyük bir indirime girdi, eğer şimdi bu fiyata satın alamazsam asla alamam diye korktuğunuz için satın aldığınız oldu mu? Klasik iktisat teorisine göre, satın aldığımız bir ürünü, tamamen kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda, ürünün bize sunduğu faydanın o ürünün fiyatından daha fazla ya da en azından denk olduğu noktada alırız. Fakat aslında gerçek hayatta işler pek de öyle işlemez. Anlık duyduğumuz bir heyecan, ürünlerin bulundukları bağlam, fiyatlarının düşmesi gibi pek çok unsur bizi rasyonel kararlar vermekten alıkoyar. Dan Airely, tüm bu rasyonel olmayan davranışlarımızın aslında sistematik olduğunu, yani bizim “akıldışı ama öngörülebilir” varlıklar olduğumuzu savunuyor. Akıldışı davranışlarımızın farkına varıp onları incelemenin de davranışsal iktisat teorisinin yaklaşımıyla mümkün olduğunu söylüyor. Yazar tüm bu iddialarını Akıldışı Ama Öngörülebilir isimli kitabında anlatıyor!

Kitap Ne Anlatıyor?

Kitap, normalde ilgimizi çekmeyecek bir ürünün, “tuzak etkisi” adı verilen bir yöntemle nasıl bizlere pazarlanabildiği anlatılıyor. Dan Airely bu konuyu onlarca bilişsel deneyle test edip elde ettiği verileri 13 başlık altında toplayıp öğretici bir kitap haline getiriyor. Eğlenceli anektodları ve rahat okunabilen bir dile sahip olan kitapta, verilen örnekler konuyu anlama açısından oldukça önemli. Örneğin kitapta ücretsiz yapmaktan mutlu olacağımız gönüllü bir işe çok düşük bir ücretle bize teklif geldiğinde neden yapmaktan vazgeçtiğimiz, kredi kartı kullanmanın kolaylığının baştan çıkarıcılığı sebebiyle dolaplarımızı aslında ihtiyacımız olmayan eşyalarla doldurmamız, bir ilaca yüksek bir ücret ödediğimizde düşük fiyatlı ilaçlara göre daha etkili olduğunu düşünmemiz bu örneklerden bazıları.

Yazar, kitabı yazmasındaki amacının, kitabın sonunda bizi ve çevremizdeki insanları nelerin memnun ettiğini yeniden düşünmemize yardımcı olmak olduğunu söylüyor. Aslında amaçlandığından çok fazlasına ulaşan bir kitap yazmış olduğunu söyleyebilirim. Yazar, klasik iktisat teorisinin fazlasıyla iyimser olduğunu çünkü mantık yürütme kapasitemizin sınırsız olduğunu var saydığını söylüyor. Oysa davranışçı iktisadın, insanın kararlarının çok kolay yönlendirilebilir olduğunu, ertelemeye meyilli olduğumuzu, seçeneklerimiz çok olduğunda hedeflerimizden uzaklaştığımızı, beklentilerimizin algılarımızı çok farklı yönlendirebildiğini, sahtekâr olduğumuzu düşünmeden sahtekarlık yapabildiğimizi, kısaca hiç de rasyonel olmadığımızı var saydığını söylüyor. Bizi akıldışılığa iten faktörlerin farkına varmamızı sağlayarak, doğamızda var olan kusurlarımızın üstesinden gelebileceğimiz yollar bulabileceğimizi gösteriyor.

Kitaptan Bazı Alıntılar

Kitabın 13 bölümü içinden benim favori kısmım 4. bölüm oldu. Bu kısımdan size iki alıntı bırakmak istiyorum.

“Bir çalışana 1000 dolar değerinde bir hediye mi, yoksa nakit olarak ekstra 1000 dolar mı vermelisiniz? Hangisi daha iyi olur? Eğer çalışanlara soracak olursanız, çoğu durumda büyük ihtimalle hediyeden çok nakit parayı tercih edeceklerdir. Her ne kadar bazen yanlış anlaşılsa da hediyenin kendine özgü bir önemi vardır -işveren ile çalışan arasındaki sosyal ilişkiye destek olarak bu yolla herkes uzun vadeli yarar sağlayabilir.”

 

 

“Görünüşe göre para insanları motive etmenin çoğunlukla en pahalı yoludur. Sosyal normlar sadece daha ucuz olmakla kalmaz, aynı zamanda daha etkilidir.”

 

Uğur Eroğlu

Walt-Disney

Walt Disney

Walt Disney Kimdir?

Walt Disney’ in hiç var olmadığını düşünelim. Sevdiğimiz onca karakterin hiç yaratılmadığı, sihirin, ilginç hikayelerin ve sayısız çizgi filmlerin, dünya üzerinde gitmeye can attığımız, hayal dünyamıza yeni renkler katan o eğlence parklarının hiç ortaya çıkmadığı bir dönemde yaşasaydık hayatımız epey sıkıcı geçmez miydi? Eğer cevabınız evetse, Walt Disney’in ilginç hayatını ve girişimcilik yolculuğundaki bu istikrarı nasıl yakaladığını gelin hep beraber inceleyelim.

Asıl adı Walter Elias Disney olan Walt Disney, 5 Aralık 1901 yılında ABD’nin Illinois eyaletinde Flora ve Elias Disney’in 5 çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Dört yaşına geldiğinde ailesiyle beraber Missouri’ye taşındı ve sanata yeteneği olduğunun sinyallerini o yaşlardan itibaren vermeye başladı.

Walt Disney’in Çocukluğu

Küçük yaşlardayken, babasının okumayı çok sevdiği bir gazetedeki çizgi romanları kopyalayarak yeteneğini geliştirmeye odaklandı. Hatta bunu bir iş haline getirip, 7 yaşındayken, sefaletle mücadele eden ailesine destek olabilmek adına çizimlerini satmaya başladı. Bu şekilde küçük kazançlar elde etmesine rağmen oldukça zor bir çocukluk dönemi geçiren Walt Disney’in ailesi ekonomik olarak gerçekten kötü bir durumdaydı. 10 yaşındayken ailesiyle birlikte Kansas’a taşındı. Kansas’ta bir tren garında atıştırmalıklar ve gazete satıyordu. Walt Disney trenlerle o kadar çok vakit geçirmiş olacak ki yarattığı olağanüstü tema parklarda, çocukluğundan başlayan tren sevdasının etkilerini görmek mümkün. Walt, Kansas’ta yaşadıkları dönem boyunca hem okuyup hem garda çalıştı. Bu çok yorucu olsa da bu işi 6 yıl boyunca yaptı çünkü sorumlulukları bazı çocuklarınkinden çok daha farklıydı ve bu süreden sonra ailesi ile birlikte doğduğu yer olan Chicago’ya geri döndüler. 14 yaşındayken katıldığı sanat kursunda çizim yapan Disney, bir yandan okula, bir yandan da Chicago Sanat Enstitüsü’ne gidiyordu.

Mickey Mouse Nasıl Doğdu?

16 yaşında okulu bıraktı ve ambulans şoförü olarak Kızıl Haç Ordusu’nda görev aldı. 1919 yılına kadar Fransa’da Kızıl Haç’ta çalıştıktan sonra Amerika’ya döndü. Amerika’ya döndükten sonra çizim yapmaya devam eden Walt Disney, karikatürlerini çeşitli gazetelere yayınlatmaya çalışsa da çalışmalarını bir türlü beğendiremedi ve tam bu sırada bir rahip, kilisesinin etkinliklerinin resmini çizmesi için Disney’e teklifte bulundu, Walt teklifi kabul ederek küçük bir ücret karşılığında çalışmaya başladı. Aynı zamanda çalışması ve kalması için ona kilise içinde bir oda verildi. Bu kilisedeki odasında bir fare ile birlikte yaşıyordu. Bu fareden her ne kadar korksa da, ona Mortimer ismini taktı ve onu resmetmeye başladı. Bu çizimler, onu ileride dünyanın en ünlü yapımcısı yapacak olan Mickey Mouse çizimleriydi. Yeni karakter son derece özeldi; insani, maceraperest ve  iyimserdi. Walt Disney’in, bu karakteri kendisinden esinlenerek yarattığı söylenir. Fare Mortimer’in adını daha sonraları eşinin isteğiyle Mickey olarak değiştirdi. Mickey Mouse ile başlayan serüven, kardeşiyle kurdukları prodüksiyon şirketi ile büyüdü. Mickey’in ardından, kız arkadaşı Mini Mouse ortaya çıktı; ardından Pl, Neşeli Tavşan Oswald ve diğer ünlü Walt Disney karakterleri doğdu.

 

Walt Disney Animasyon Yapmaya Nasıl Başladı?

1923’te Hollywood’a gelmesi ve garajdan bozma bir stüdyo açmasıyla animasyona yönelme kararı alan Walt Disney’in ilk hayata geçirmeyi planladığı çizgi film ise “Alice Harikalar Diyarı” idi. 1930’lu senelerde Disney, birçok başarılı çizgi filme imza attı. Başarılı geçen birkaç yılın ardından, ilk uzun metrajlı filmi ‘’Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’’i duyuran Walt Disney  animasyon dünyasının sınırlarını zorlamaya devam etti. Herkes bunun iyi bir fikir olmadığına ve başarılı olamayacağına inanıyordu. Yakınları da bu konu hakkında kendisini defalarca ikna etmeye çalışsa da Walt kimseye aldırmadan banka kredisi alıp bu filmi hayata geçirmeye uğraştı. Kendi ekibi dahi herkes filmin Disney Stüdyolarını bitireceğine inanıyordu. Ancak Walt Disney pes etmedi ve film 1937 yılının en iyi animasyon filmi oldu. Sayısız ödüle layık görüldü ve Disney’e harcadığı her kuruşu katı katına kazandırdı.

Disney Park

Birgün Walt Disney’in aklına bir tema park yaratma fikri geldi. Kurmayı düşündüğü park dünya üzerinde eşi benzeri olmayan, her yaştan insanı cezbedebilecek fantastik unsurlar barından adeta sihir dolu bir yer olmalıydı. Hayalperestliği ile bilinen Walt Disney 1954 yılında Disneyland adını verdiği fantastik dünyanın kapılarını açtı. Yıllar sonra ikinci bir tema park kurma hayalleri kurarken bir yandan da sağlığını yitiriyordu. 15 Aralık 1966’da gırtlak kanserinden dolayı hayatını kaybetti ve hayalini kurduğu ikinci tema parkını açamadı. Fakat ölümünden birkaç yıl sonra yapım şirketini de beraber kurdukları kardeşi Roy, 1971’de Walt Disney World’u açtı.

Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen Walt Disney dünyanın her yerinde adı anılan, yapımları tekrar tekrar izlenen, hikayeleri anlatılmaya devam eden, kültürel mirası nesilden nesile aktarılmaya devam etmekte ve  22 Oscarlık rekoru hala kırılamamış, önemli bir girişimcidir.

      “Hayalleriniz ancak onları takip etmeye gerçekten cesaretiniz olduğunda gerçekleşir.”

       Walt Disney

Buse Kahraman

networking

Networking

“Network’ünü Arttır, Fırsatları Kaçırma, Bağlantı Kur” Tamam da Nasıl?

Başlamak size bağlı; ya en zoru ya en kolayıdır. Fakat ne olursa olsun siz sadece sohbet etmeye başlayın, gerisi kendiliğinden gelir zaten. Kimsenin birbirini tanımadığı bir ortamda yahut tersi durumda da birilerinin yanına gidip kendinizi tanıtarak sohbete başlayabilirsiniz. Bazen sıcak bir gülümseme ve bir “merhaba” bile yeterli olur. Karşı taraf da buna açıksa, zaten beden duruşu, mimikleri kendini ele verir. Bir iki networking aktivitenizi insanları gözlemleyerek, onları “okuyarak” geçirebilirsiniz. Gözlem gücünüz arttığında, “kimlerin yanına gitmeli? Kimlerle konuşabilirim? Ne kadar konuşmam yerinde olur?” gibi sorulara kendiliğinden yanıt bulabilirsiniz.

Sohbet etmek, Networking felsefesinin temel taşıdır. Ancak, size karşı kaba bir tutum gösterdiklerinde karşı atak yapmak yerine sakin olmalısınız. Normalde yapıcı insanlar benle başlayan cümlelerden uzak dururlar. Karşısındakini sohbete dahil etmek için “siz” ya da samimiyet olduğunda “sen” diye hitap ederler. Ancak araştırmalara göre, zor insanlarda bu ters tepiyor. Çünkü adeta bir düşünce yaptırımı olarak değerlendiriyor ve tartışmayı derinleştiriyorlar. “Bence” ile başlamak bu kişilerde doğru bir taktik olabilir.

Özellikle Türk insanı duygu yoğun bir yapı ve kültüre sahiptir. Bir Networking’e olumsuz duygularla katıldığınızda birçok kişi bunu fark edecektir. Bu size tanışma için ilk seçenekleri olmamanız olarak döner. Böyle durumlarda kendinizi motive etme, dik duruş ve gözlere yansıyan olumlu bir tebessüm kilit başarı etkenleridir.

İyi Networking Nasıl Yapılır?

İyi Networking yapmak, yani Networker olmak için çevrenizi farklı bir gözle değerlendirmelisiniz. Büyük kurumların hepsinin bir iletişim stratejisi ve varoluş vizyonu vardır. Bireylerin de aynı şekilde olmalıdır. Networking sürecindeki konuşma, görünüş, göz ve vücut diliniz vermek istediğiniz mesaj ve bırakmak istediğiniz etkiye göre her ortama özel planlanmalıdır.

Unutmayın ki bağlantılarınız kadar güçlüsünüz. Bağlantılarınız hayatınızı kolaylaştırır. Daha fazla iş yapmanızı ve daha iyi yerlere gelmenizi sağlar. Peki bu bağlantı nasıl sürdürülebilir? LinkedIn aracığıyla

Harris Interactive’in Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre herhangi bir iş birliği öncesi tarafların yaklaşık yüzde 42’si birbirlerini Google’dan arıyorlar. Bu oran, işe alım sürecinde (CareerBuilder rakamlarına göre) yüzde 70’e çıkıyor. Özetle, ilk izlenim her geçen gün daha fazla dijitalleşiyor. Bunu yönetebilecek en etkili yer de LinkedIn profiliniz olarak öne çıkıyor.

LinkedIn, hizmetlerini şöyle tanımlıyor: “Sizinle iletişim kuruyor ve üyeler arasında iletişim oluşturuyoruz. Bazı mesajlar için hangi tür ve ne sıklıkla mesajlar alacağınızı kontrol etmeniz için ayarlar sunuyoruz. Hizmetlerimiz, diğer kişilerle bağlantı kurmanıza, iş ve ticari fırsatlar bulmanıza ve bu fırsatlar için bulunmanıza, güncel bilgiye sahip olmanıza, eğitim almanıza ve daha üretken olmanıza yardımcı olur.”

Hadi bir LinkedIn profili oluştur; network’ünü arttır, fırsatları kaçırma, bağlantı kur!

Miray Ulubay

 

business-angel-3410930_1920

Melek Yatırımcılar

Kimdir Bu Melek Yatırımcılar?

Kısaca tanımlamak gerekirse melek yatırımcılar; bir iş fikri olup sermayesi olmayan, başlangıç veya büyüme aşamasında olan girişimlere yatırım yaparak belli bir hisse alıp şirkete ortak olan yatırımcılardır diyebiliriz. Melek yatırımcılar sadece finansman olarak değil, bilgi birikimlerini ortaya koyarak iş modeli geliştirme, fikir, strateji gibi konularda mentorluk sağlayarak destek olur. Girişimlere başlangıçtan yatırım yapmak isterler. Bu yatırımlar risklidir, büyüme potansiyeli yüksek startup’lara yatırım yapıp birkaç yıl içerisinde startup’ı büyütüp hisselerini devrederek sermaye getirisinin birkaç katıyla geri çıkmayı planlar.
İnovasyon ve teknoloji ekosisteminin büyümesine katkısı olan melek yatırımcılık, Dünya’da oldukça yaygındır ve Türkiye’de de artık önemli bir yer edinmektedir. Melek yatırım piyasası Avrupa’da 9,8 milyar Euro’yu; ABD ve Kanada’da ise 26 milyar doları aşmış durumda ve T.C. Cumhurbaşkanlığı Hazine Müsteşarlığı ’da melek yatırımcılık faaliyetlerini teşvik etmek amacıyla Bireysel Katılım Sermayesi hakkında bir yönetmelik çıkarmıştır.
Melek yatırımcılar hem bireysel hem de grupça hareket edebilir. Silikon Vadisi’nde melek yatırımcıların bir arada bulunduğu restoranlar ve networkler bulunmakta ve bu networkler Türkiye, Avrupa, Uzak Doğu’da da yer almaktadır.

Melek Yatırımcı Nasıl Olunur?

Birçok ülkede ‘’Business Angel’’, ‘’Angel Investor’’ gibi isimler kullanılırken ülkemizde ise bir süredir ‘’Melek Yatırımcı’’ olarak kullanılmaya başlanıp yönetmeliğe ‘’Bireysel Katılım Yatırımcısı (BKY)’’ olarak girmiştir. BKY olabilmek için Hazine Müsteşarlığına başvurarak BKY Lisansı almak gereklidir ve bu lisansı alabilmek için bazı şartlar aranmaktadır. Bunlar;

1)Yüksek Gelir veya Servet Kriteri

Ücretli çalışanlar için yıllık ücretlerinin gayrisafi tutarları toplamı olarak ifade edilen yıllık gayrisafi geliri en az 200.000 TL olan
Veya
Müracaat anında sahip oldukları her türlü menkul ve gayrimenkul varlıklarından oluşan kişisel servetin toplam değeri en az 1.000.000 olan yatırımcılar.

2)Tecrübe Kriteri

Bu kriterde finansal güçten ziyade tecrübe yetkinlikleri aranır.
Banka ve finansal kuruluşlarda fon veya portföy yöneticisi olarak ya da banka ve finansal kuruluşlarında müdür veya dengi bir pozisyonda ya da daha üst bir pozisyonda en az iki yıl iş tecrübesine sahip olan
Veya
Lisans alınmadan önce son beş yıl içinde en az iki yıl, yıllık cirosu en az 25.000.000 TL olan bir işletmede genel müdür yardımcısı veya dengi bir pozisyonda ya da daha üst bir pozisyonda çalışan olmak gibi özellikler aranır.

Türkiye’deki aktif melek yatırım ağları:
Önemli startup’ların içinde destek bulduğu bu melek ağları birçok girişimi büyümeye götürmüştür.
-Galata Business Angels
-ŞirketOrtağım
-TRAngels Melek Yatırım Ağı
-İstanbul Startup Angels
-Keiretsu Forum Türkiye
-EGİAD Melekleri
-BUBA Business Angels
-Telos Angels İstanbul
-Bahariye Business Angels
-BIC Angels

Yağmur TAMER