Akıldışı Ama Öngörülebilir

Akıldışı Ama Öngörülebilir

Kitap Tavsiyesi: Akıldışı Ama Öngörülebilir

Hayatınızda hiçbir ürünü sırf çok büyük bir indirime girdi, eğer şimdi bu fiyata satın alamazsam asla alamam diye korktuğunuz için satın aldığınız oldu mu? Klasik iktisat teorisine göre, satın aldığımız bir ürünü, tamamen kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda, ürünün bize sunduğu faydanın o ürünün fiyatından daha fazla ya da en azından denk olduğu noktada alırız. Fakat aslında gerçek hayatta işler pek de öyle işlemez. Anlık duyduğumuz bir heyecan, ürünlerin bulundukları bağlam, fiyatlarının düşmesi gibi pek çok unsur bizi rasyonel kararlar vermekten alıkoyar. Dan Airely, tüm bu rasyonel olmayan davranışlarımızın aslında sistematik olduğunu, yani bizim “akıldışı ama öngörülebilir” varlıklar olduğumuzu savunuyor. Akıldışı davranışlarımızın farkına varıp onları incelemenin de davranışsal iktisat teorisinin yaklaşımıyla mümkün olduğunu söylüyor. Yazar tüm bu iddialarını Akıldışı Ama Öngörülebilir isimli kitabında anlatıyor!

Kitap Ne Anlatıyor?

Kitap, normalde ilgimizi çekmeyecek bir ürünün, “tuzak etkisi” adı verilen bir yöntemle nasıl bizlere pazarlanabildiği anlatılıyor. Dan Airely bu konuyu onlarca bilişsel deneyle test edip elde ettiği verileri 13 başlık altında toplayıp öğretici bir kitap haline getiriyor. Eğlenceli anektodları ve rahat okunabilen bir dile sahip olan kitapta, verilen örnekler konuyu anlama açısından oldukça önemli. Örneğin kitapta ücretsiz yapmaktan mutlu olacağımız gönüllü bir işe çok düşük bir ücretle bize teklif geldiğinde neden yapmaktan vazgeçtiğimiz, kredi kartı kullanmanın kolaylığının baştan çıkarıcılığı sebebiyle dolaplarımızı aslında ihtiyacımız olmayan eşyalarla doldurmamız, bir ilaca yüksek bir ücret ödediğimizde düşük fiyatlı ilaçlara göre daha etkili olduğunu düşünmemiz bu örneklerden bazıları.

Yazar, kitabı yazmasındaki amacının, kitabın sonunda bizi ve çevremizdeki insanları nelerin memnun ettiğini yeniden düşünmemize yardımcı olmak olduğunu söylüyor. Aslında amaçlandığından çok fazlasına ulaşan bir kitap yazmış olduğunu söyleyebilirim. Yazar, klasik iktisat teorisinin fazlasıyla iyimser olduğunu çünkü mantık yürütme kapasitemizin sınırsız olduğunu var saydığını söylüyor. Oysa davranışçı iktisadın, insanın kararlarının çok kolay yönlendirilebilir olduğunu, ertelemeye meyilli olduğumuzu, seçeneklerimiz çok olduğunda hedeflerimizden uzaklaştığımızı, beklentilerimizin algılarımızı çok farklı yönlendirebildiğini, sahtekâr olduğumuzu düşünmeden sahtekarlık yapabildiğimizi, kısaca hiç de rasyonel olmadığımızı var saydığını söylüyor. Bizi akıldışılığa iten faktörlerin farkına varmamızı sağlayarak, doğamızda var olan kusurlarımızın üstesinden gelebileceğimiz yollar bulabileceğimizi gösteriyor.

Kitaptan Bazı Alıntılar

Kitabın 13 bölümü içinden benim favori kısmım 4. bölüm oldu. Bu kısımdan size iki alıntı bırakmak istiyorum.

“Bir çalışana 1000 dolar değerinde bir hediye mi, yoksa nakit olarak ekstra 1000 dolar mı vermelisiniz? Hangisi daha iyi olur? Eğer çalışanlara soracak olursanız, çoğu durumda büyük ihtimalle hediyeden çok nakit parayı tercih edeceklerdir. Her ne kadar bazen yanlış anlaşılsa da hediyenin kendine özgü bir önemi vardır -işveren ile çalışan arasındaki sosyal ilişkiye destek olarak bu yolla herkes uzun vadeli yarar sağlayabilir.”

 

 

“Görünüşe göre para insanları motive etmenin çoğunlukla en pahalı yoludur. Sosyal normlar sadece daha ucuz olmakla kalmaz, aynı zamanda daha etkilidir.”

 

Uğur Eroğlu

siber-zorbalık

Klavye Delikanlıları

WhatsApp Image 2020-05-08 at 16.07.39

Cesur Yeni Dünya: Salgın Neleri Değiştirebilir?

CESUR YENİ DÜNYA
Salgın Neleri Değiştirebilir?
‘’1931 yılında Cesur Yeni Dünya’yı yazarken hala çok zamanımız olduğunu düşünüyordum.’’ Bunlar distopik edebiyatın en iyi örneklerinden biri olan Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Aldous Huxley’e ait sözler. ‘’Ancak kitapta yazdığım kehanetler beklediğimden de hızlı gerçekleşiyor.’’

Huxley kitabında acımasız bir kast sisteminin olduğu, insaların özgür olmadığı ama buna rağmen mutlu olabildikleri bir toplumu anlatıyordu. Neyse ki dünya henüz bu konuma gelmedi, ancak pek çok uzman gelecekten endişeli. Çoğunun tahminleri, beklediklerinden daha da önce gerçekleşmeye başladı. Bunun en büyük sebebiyse Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve şu an tüm dünyaya yayılmış olan Covid-19 virüsü.
Dünya üzerinde yaşanan her salgın, dünyayı değiştirmiş, yeni toplumsal düzenlerin, yeni ekonomik sistemlerin, kısaca yeni şeylerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Koronavirüs, modern dünyanın deneyimlediği, küresel çapta yaşanan en büyük salgınlardan. Salgın yönetim biçimlerinden, tüketim alışkanlıklarımıza, eğitim sistemlerinden, sağlık sistemlerine pek çok şeyi kökünden değiştirebilir. Pek çok uzmana göre 21.yüzyıl artık kesin olarak başladı.

Huxley’in gelecekle ilgili en büyük korkusu nüfus fazlalığıydı. Nüfus fazlalığının küresel çapta bir salgına ya da kıtlığa yol açabileceğinden endişeleniyordu Huxley. Kitabında ön gördüğü Cesur Yeni Dünya’daysa nüfus belli bir seviyede sabit tutuluyordu. Salgın hastalık ya da açlık denilen şey ortadan kalkmıştı. Toplumsal hayatta o güne kadar eşi benzeri görülmemiş bir düzen ve istikrar hakimdi. Teknoloji hiç olmadığı kadar gelişmiş bir seviye ulaşmıştı. Ancak tüm bunların altında, hayatın her alanını kontrol eden, baskıcı ve otoriter bir devlet vardı.

Çok şükür, şu an Huxley’in kitabında bahsi geçen bir sistem tarzda bir sistem dünyaya hakim değil. Yakın zamanda olabilecek gibi de durmuyor. Ancak pek çok uzman, salgın sonrası dünyada, daha baskıcı, daha otoriter, disiplini ve huzuru vaat eden hükümetlerin başa geçebileceğinden endişeli. Bu düşüncenin temel dayanak noktasıysa zaten artan göçmen sayısı nedeniyle bu tarz eğilimleri olan partilerin özellikle Avrupa’da giderek popüler hale gelmesi. Uzmanlar salgını fırsat bilen bu partilerin ileriki dönemlerde yapabileceklerinden endişeli. Ülkelerin daha içe kapalı ve kendini savunma odaklı politikalar izleyebileceklerini düşünüyorlar.

Ancak bunun tam zıt bir görüşü savunan insanlar da var. Bu görüşü savunan uzmanlara göre salgın, devletlerarası dayanışmayı arttıracak. Bugün ki, uzaklık kavramının ortadan kalktığı, herkesin herkesle etkileşim halinde olduğu bir dünyada, devletler bu tarz bir durumdan korunmak için sadece kendi sınırlarını kapatıp bekleyemez. Çin gibi bir ülkede ortaya çıkan salgının dünyaya yayılmaması çok ufak bir ihtimaldi. İran ya da Yunanistan’da yaşanacak bir salgının Türkiye’yi etkilememesi de çok ufak bir ihtimal. Bu noktanın altını çizen pek çok uzman, devletlerin içine kapanmak yerine, bu tarz durumlarda daha hızlı karar alınmasını ve hızlıca müdahale edilmesini sağlayacak uluslar arası üst kurumların kurulabileceğini düşünüyor. Buna karşın, bir üst paragrafta bahsettiğim uzmanlarsa, zaten WHO ya da AB gibi uluslar arası üst kurumların olduğu ve bu kurumların salgın sürecini yönetmekte başarısız olduğunu, bundan dolayı da bunlara duyulan güvenin azaldığını savunuyor.

Ama bunlardan önce, salgın sonrası dünyada tartışılacak ilk şey şüphesiz sağlık sistemleri olacak. Pek çok ülkenin sağlık sistemlerinin değişeceği apaçık ortada. Sağlığın özel sektörün sunduğu bir şeyden ziyade, kamu hizmeti olması gerektiği görüşü hiç olmadığı kadar popüler. Salgın sonrasında sağlığın dünyanın çoğunda bir kamu hizmeti olacağını düşünenlere göre bunun için çok fazla da beklememize gerek yok. Sağlıkta tartışılan bir diğer konu da, benzer yeni bir salgına hazır mıyız?

Salgından en çok etkilenen ülkeler ya sağlık sisteminin zayıf olduğu(İran gibi) ya da sağlık sisteminin salgını ciddiye almadığı(İtalya gibi) ülkeler. Bu ülkeler aynı zamanda komşuları için de bir tehdit oluşturduğu için, bu tarz durumlarla mücadele edebilecek entegre sağlık sistemlerinin ortaya çıkabileceğini savunan pek çok kişi var. Ayrıca salgında kullanılan tedavi ve korunma yöntemleri gözden geçirilmekte.

Salgının sağlıkta yaratacağı bir büyük etki de, aşı karşıtlığının ortadan kalkması olabilir. Salgın öncesi dünyada çok yaygın olan aşı karşıtlığına rağmen, şu an herkes virüse çare olarak bir aşı beklemekte, hatta aşı karşıtları bile. Salgından sonra aşı karşıtlığı ya hiç olmayacak, ya da tamamen ortadan kalkacak.

Salgından en çok etkilenecek ikinci sektörse eğitim sektörü. Şu an neredeyse tüm dünyada öğrenciler evlerine kapanmış bir vaziyette ve uzaktan eğitim alıyorlar. Öğrenciler uzaktan eğitimden aldıkları verime göre, gelecekte okula gidilmesine, öğrencilerin sınıflara doldurulmasına ihtiyaç var mı eğitim camiasında tartışılacak ilk konulardan.

Değişmesi kaçınılmaz olan şeylerden biri de tüketim alışkanlıklarımız. Online alışveriş hiç olmadığı kadar yaygın. Kimi yerlerde mağazaların tamamen kapalı olması, kimilerininse güvenlik gerekçesiyle gitmek istememesi insanları zorunlu olarak online alışverişe itti. Hatta online alışverişe en çok karşı olanları bile. Bu sürecin daha ne kadar süreceği de belli olmadığı, online alışverişin bir alışkanlık haline gelmesi ve salgın sonrasında hiç olmadığı kadar kullanılması bekleniyor.

Ayrıca streaming servislerinin artık bir alternatif olmaktan çıkıp, ana akım haline gelmesi de büyük ihtimal. Şu an neredeyse hepimiz evde vakit geçirmek için Netflix gibi platformları kullanıyor. Zaten salgın öncesinde de gayet popüler olan bu platformlar, gelecekte medyanın ana noktası olabilir.

Zaten hayatımızda büyük yer kaplayan sosyal medyanın, salgın sonrasında artık vazgeçilemez iletişim ve haberleşme araçları haline geleceği aşikar. Haberleşme ve bilgi alışverişine ek olarak artık insanların sosyalleşmesine de olanak sağlayabilen bir hale gelen Instagram, Facebook, Twitter gibi sosyal medya siteleri, salgın sonrasında da pek çok alternatif etkinliğe ev sahipliği yapabilir. Salgın nedeniyle konser veremeyen pek çok sanatçı bu sitelerden canlı yayın açarak konser vermekte, dünyaca ünlü komedyen Ricky Gervais neredeyse her akşam Twitter’dan canlı yayın açmakta, pek çok tiyatro topluluğu Youtube gibi sitelerden oyunlarını yayınlamakta. Sanatçıların bu formüllerden aldıkları geri dönüşe göre, ileride bu sitelere yönelik pek çok alternatif çalışma üretme ihtimalleri var ki bu ufakta olsa zaten salgın öncesinde de başlamış bir şeydi.
Huxley’in kitabında yaptığı bir öngörü de, teknolojinin hiç olmadığı kadar yoğun ve yaygın olması. Pek çok uzmana göre salgın sonrası dünyada teknoloji hiç olmadığı kadar yaygın ve yoğun bir şekilde kullanılacak. Şimdiden salgın firmaların dijitalleşmesi sürecinin bir milat noktası olarak görülmeye başladı. Pek çok şirketin evden çalışmaya geçtiği, büyük perakende zincirlerinin bile mağazalarını kapatıp sadece online alışverişe odaklandığı bu sürecin sonunda dijitalleşmeye en çok direnen şirketlerin bile pes edeceği en çok savunulan görüşlerden. Ayrıca robotların ve dronların üretim sürecinde oldukça aktif kullanılacağını da düşünenler var. Ancak uzmanları en çok heyecanlandıran şeyse, yapay zekanın salgın karşısında verdiği sınav.

Yapay zeka belki de ilk defa koronavirüs salgını sürecinde bu kadar aktif kullanıldı. Veri analizi, verinin işlenmesi ve modelleme gibi alanlarda kullanılan yapay zeka kendi kendine öğrenme süreci içinde karşılaşması zor bir fırsat buldu ve uzmanlara göre yapay zeka bu sınavı başarılı bir şekilde geçti. Salgın sürecinde yapay zekanın başardıklarına bakarsak, zaten hayatımıza giren yapay zekanın ileride daha da aktif kullanılacağı artık bir gerçek.

Salgından çalışma şekillerimizde oldukça fazla bir şekilde etkilenebilir. Pek çok şirket şu an virüse karşı bir önlem olarak evlerinden çalışıyor ve bu firmalara çalışanların aynı işi evlerinden de yapabileceklerini gösterdi. Ofislere ne kadar ihtiyaç duyulduğu ileriki süreçte tartışılabilecek bir konu.

Beklenen bir diğer şey de şirketlerin daha sosyal bir hal alabileceği. En temelinde firmalar ürünlerini insanların satın alması için üretmekte. Eğer bu ürünleri alacak insanlar yoksa üretmenin ne anlamı var? Salgın, insanlığa yaşamak için birbirimize ihtiyaç duyduğumuzu gösterdi. Bu bağlamda şirketler bir yandan kar ederken, bir yandan da sosyal farkındalık faaliyetleri yapacak modeller üretebilir. Şu an pek çok firma salgınla mücadele için devletlere bağışlarda bulunmakta hatta ücretsiz bir şekilde maske, eldiven, dezenfektan gibi şeyler üretmekte. Kimi uzmanlara göre bu tarz faaliyetler salgın sonrasında da devam edebilir.

Salgının dünyada pek çok şeyi değiştireceği aşikar, yaşadığımız bugünler artık tüm insanlık için bir milat noktası. Kimi uzmanlar gelecek için çok kaygılı olsa da, kimileriyse ümitli. Tabi en sonunda neler olacağını bize zaman gösterecek, ancak artık hep beraber cesur yeni bir dünyada yaşadığımızı söyleyebiliriz.

“Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya,
Ne güzel şeymiş meğer insanlık.
Böyle dünyalıları olan,
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya!

Fırtına, William Shakespeare”

Doğukan Çolak

Generic_696x464_19-696x464

Diplomanın Günümüzdeki Önemi Nedir?

Bildiğiniz üzere artık teknoloji çağındayız ve bu çağ sadece araç gereçleri değil iş ve eğitim dünyasını da etkiliyor. İsterseniz şöyle açıklayayım.
Bundan 5-10 yıl önce bir işveren olsaydınız bakacağınız ilk ve önemli ölçüt üniversite olurdu. Çünkü o zaman bitirilen okulun sizin iş kalitenizi de yansıttığı düşünülüyordu.
Günümüze geldiğimizde ise bunun tam tersini görüyoruz. Büyük şirketler artık işe alım sürecinde üniversiteyi önem sırasında epey geriye atmış durumda. Çünkü artık ‘’e-ders’’ ya da ‘’online eğitim’’ adını verdiğimiz kavram ortaya çıktı. Oturduğunuz yerde bilgisayarınızı açıyorsunuz, eğitimini almak istediğiniz konuyu belirliyorsunuz ve bir sürü sertifikalı eğitim programı internette karşınıza çıkıyor. Bu gerçekten şaşırtıcı bir durum. Artık bu iş için kurulan girişimler bile var (Udemy,Campus Online vs.). Eğitim artık bildiğimiz lise, üniversite sisteminden çıkmaya başlamış gibi duruyor. Dünya’nın en büyük şirketlerinden biri olan Google’da bunun farkında ve bu yüzden köklü üniversitelerin eğitimcileriyle anlaşıp bu eğitimcilerin size bilgisayar, telefon gibi kitle iletişim yayınları üzerinden eğitim vermesini sağlıyor. Yani hayatınızda dersine girme ihtimalinizin zor olduğu bir profesörü internet üzerinden eğitim olayı sayesinde dersine katılıyorsunuz ve bu dersleri tamamladığınızda iş hayatınızda etkili bir sertifika alıyorsunuz.
Eskiden üniversite mezunu olmanın şart olduğu sektörlerde bile günümüzde üniversite bitirmemiş olsanız bile o alanda kendinizi geliştirmişseniz işe alınma olasılığınız üniversite mezunuyla neredeyse aynı seviyeye çıkıyor. Aldığınız canlı dersler ve sertifikalar artık yavaş yavaş okuduğunuz okulun önüne geçmeye başladı. Bu hem iyi hem kötü bir durumdur. İnsanlar artık bilgiye çok daha kolay ulaşıp hem de kendilerini internet üzerinden donatabiliyorlar fakat bu durum işi kolaylaştırması vasıtasıyla istihdamı ve sonucunda işçi fazlalığını ortaya çıkarıyor.
Bu gidişat çok heyecan verici fakat kafalarda ‘’ E iyi de üniversitelere ne olacak?’’ sorusu canlanmış olabilir. Biz de bu sorunun cevabını izleyip göreceğiz çünkü bunlar çok yakında gerçekleşecek şeyler. İlerde Google Üniversitesini bitirmek marifet sayılacak olursa şaşırmamak gerek!

Fırat Akkuş

C67D3A3B-6553-4ADF-9136-03FD1B258D4F

Ders Çıkışı Hadi Bir Kahve İçelim Kafeleri!

Merhaba! Bu sene son sürat #farkyarat sloganımızla devam ediyoruz. Bu bloğumuzda da özellikle İstanbul Üniversiteliler için uygun fiyatlı, okul çıkışında gidebilecekleri yakın 5 lokasyonu seçerek cafeleri derledik. Umarız keyifle okur ve gittiğinizden memnun kalırsınız. İyi okumalar !

 

ÇAYİSTANBUL KİTAP & CAFE – BEYAZIT

İlk durağımız okulumuza en yakın konumda bulunan Çayistanbul. En önemli özelliği tabi ki kitap cafe olması. Dilerseniz kitap okuyabilir, ders çalışabilir ya da kulüp toplantılarınızı burada yapabilirsiniz. Özellikle cafenin alt katı bu durumlara çok müsait bizden söylemesi. Hem açık alan hem de kapalı alana sahip olmasıyla da oldukça büyük bir mekan. Fiyatlar görselliği ön plana alırsak gayet normal düzeyde. Ancak şöyle bir durum var ki okul çevresindeki cafelerde siparişlerin genel bir gecikme durumu var burada da bu tarz olaylar yaşanabiliyor, haberiniz olsun. Bunun dışında eğer canınız okuldan çok uzaklaşmak istemez ve farklı mekana gitmek isterseniz burayı size önerebiliriz. Umarız kitap cafeler insanlara kitapları sevdirerek bizi mutlu etmeye devam eder.

 

EVVELA – SİRKECİ

Bir cafe küçük, sıcacık olunca hele ki tatlısı da ön plana çıkarsa gidilmeden olmuyor. Burası da işte o cafelerden biri. Okulun önünden tramvay’a binip Sirkeci durağından inip yürüyerek kolayca gideceğiniz ve her türlü ulaşıma da yakın olduğundan iyi bir lokasyona sahip. Menüde bulunan “mümkünse” tatlısını denemelisiniz, porsiyonlar oldukça doyurucu. Fakat kalabalık gittiğinizde yer sıkıntısı olabilir, bekleyebilirsiniz. Bunun dışında oralardan geçerken canım tatlı çekti derseniz bir uğramanızı tavsiye ederim.         

ŞİRİN FIRIN – GALATA

Her manzara da gözümüze çarpan , içeri girmek için upuzun kuyruklar oluşan Galata Kulesi’nin oralardayız şimdi de. Kuleye giden yolun üzerinde adı gibi şirin mi şirin, tatlıları oldukça güzel, çeşitli olan menüsü ve makul fiyatlarıyla bize göre öğrencilerin gönlünde taht kuracak bu mekandan bahsetmeliydik tabi ki. İlk olarak kalabalık gittiğinizde sıra bekleyebilirsiniz, oldukça yoğun olabiliyor. Ürün çeşitliliği olarak pastalar, kurabiyeler, kekler, salatalar ve makarna gibi bir fırından fazlası aslında. Ve hepsi de çok lezzetli gözüküyor. Bunun dışında iyi bir bitter severseniz “Şeytan” kekini denemenizi tavsiye ederim. Hem Galata’yı görelim görmüşken de bir kahve ve yanında da tatlı olsun düşünceniz olursa buraya mutlaka uğrayıp görmenizi isteriz.

      

ATÖLYE KAFASI “HANGAR” – BALAT

Yıllar önce sessiz sakin bir yerken şimdi İstanbul’un ikonik bölgelerinden olan Balattayız. Bu bölgede hangar da öne çıkmış cafelerden biri. Özellikle adı üstünde “Hangar” dan bozma teması ve salaş görüntüsüyle insanlar rahat ediyor. Merkezi konumundan dolayı da sahilde gezebilir veya Balat’ın tarihi sokaklarına dalabilirsiniz. Cafe’nin içerisine baktığınızda göze çarpan ilk şeylerden biri de orada bulunan eşyaların tahtadan ve satılık olması !  Menü olarak baktığımızda ise fiyatlar düşük değil , bir hafta sonuna özel gidebilirsiniz. Bizim tavsiyemiz ise gitmişken kahvaltı etmek. Diğer bir farklılık ise çatal ve bıçağın tahta olarak gelmesi eğer farklılıkları sevmiyorsanız söylememizde fayda var. Bunun dışında akşamları da canlı müzik etkinlikleri oluyor takip etmenizi öneririz !

   

COFFEETOPİA – EMİNÖNÜ

Son durağımız Eminönü de Nimet Abla’ya yakın bulunan Coffeetopia. Burası da Eminönü kalabalığında yorulduğunuzda veya zaman geçirmek isterseniz uğrayabileceğiniz bir yer. Ana konsept kahve olarak belirlendiği için konsept daha modern oluşturulmuş. Üst katta uzun bir masası mevcut kalabalık giderseniz oturmaya müsait bir ortam. Bizce aklınızda bulunsun yolunuz düşerse uğrayabilirsiniz 😊

     

 

Fotoğraf kaynakları: Pinterest, coffee.digital, zomato, TripAdvisor