Move On

Move On

Move On Nedir?

Move On, İÜ İF Girişimcilik Kulübü Shift Up departmanının online olarak yapacağı ve birbirinden farklı beş ayrı konudan oluşan ilk online zirvemizdir. Move On, “Ekosistem Yolculuğu”, “Bir Start-Up’ın Anatomisi”, “Z-Vision”, “Rise Up” ve “Co-Up” olmak üzere farklı farklı 5 konseptten ve 10 ayrı oturumdan oluşuyor. 

Amaç

Bu projeyi gerçeğe dönüştürmemizdeki ana amaç, girişimcilik ekosisteminin dört temel öğesi olan girişimci, girişimci adayı, mentor ve yatırımcıları bir araya getirmek. Böylece etkinliğimizin, katılımcıların network oluşturmalarına ve ileride başarılı bir girişimcilik deneyimi yaşamalarına yardımcı olacağını umuyoruz.

Move On Nasıl Oluştu?

İÜ İF Girişimcilik Kulübü olarak, pandemi sürecinde evlerine kapanıp girişimcilik ekosisteminden uzak kalmış gençleri giderek gelişen Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine yakınlaştırmak amacıyla bir etkinlik düzenlemeye karar verdik. 

Move On by Shift Up etkinliği, departmanımızın uzun süredir üzerinde çalıştığı bir etkinliktir. Konseptlerin hazırlanması, dataların incelenmesi ve sayısız toplantı sonrasında detayları belirlenen etkinliğimiz, sıkı bir ekip çalışması sonucunda ortaya çıkmıştır. Pandemi dönemi şartları sebebiyle, online ortamda birbirimizi yalnızca Zoom üzerinden haberleşerek hazırlıklarına başladığımız etkinliğimiz ile sizlerle buluşmayı büyük bir heyecanla bekliyoruz.

Covid-19’un hayatımıza girdiği ilk günden beri hayata devam etme fikrini benimseyen kulübümüz, bu fikri Move On etkinliği ile harmanlayarak, girişimcilik ekosisteminin birbirinden farklı isimlerini 10 oturum şeklinde sizlerle buluşturuyor. 16-17 Ocak tarihleri arasında İÜ Girişim Youtube kanalında gerçekleşecek olan Move On etkinliğimiz, 12 katılımcı ile toplam 600 dakika sürecek şekilde tasarlandı.

Oturumlar:

Zirve boyunca düzenlenecek olan oturumların daha detaylı bilgilendirilmesini aşağıda sizler için hazırladık. Birbirinden ayrı ve girişimciliğin ana aktörlerini konu edinen oturumlarımızın bilgilerini aşağıdan öğrenebilirsiniz.

  • Ekosistem Yolculuğu Oturumu:

2 girişimciden oluşacak olan Cumartesi ve Pazar gününlerinin ilk oturumunda, kurumsal hayat tecrübeleri bulunan ancak kurumsal hayatı bırakıp, atıldığı girişimcilik macerası ile adını duyurmuş olan girişimcileri ağırlıyoruz. Tekdüzeliği aşabilmek adına söyleşi şeklinde düzenlenecek olan Ekosistem Yolculuğu konseptimiz, girişimciliğe olan kurulmuş didaktik bakış açısını yerle bir edecek! 

  • Bir Start-Up’ın Anatomisi Oturumu:

Adından da anlaşılacağı üzere, birbirinden başarılı start-up kurucularını ağırladığımız bu konseptimizde start-up konseptine bir iç bakış atacağız. Buna ek olarak, bir start-up yönetimindeki ekip içi görev dağılımlarına, süreç ve yatırım yönetimlerini inceleyeceğimiz bir oturum düzenledik. Oturum boyunca 2 başarılı start-up kurucusuna ev sahipliği edeceğiz.

  • Z-Vision Oturumu:

Bu oturumumuzda ise, takım üyelerimiz ve öğrenciler olarak hepimizin birer parçası olduğu Z kuşağına mükemmel örnek teşkil eden 25 yaş altı girişimcileri ağırlıyoruz. Bunu yapmaktaki amacımız, kuşağımızın en başarılı temsilcilerinden dersler almak ve genç girişimci olma yolunda ilham almaktır. 2 kişiden oluşan 25 yaş ve altındaki başarılı girişimciyi konuk edeceğimiz bu oturumumuzda katılımcılardan alacağımız oldukça fazla ders var! 

  • Rise Up Oturumu:

Girişimcilik ekosisteminde global ve yerel pazarda büyük atılımlar gerçekleştiren 2 tane başarılı ve cesur girişimciye ev sahipliği ettiğimiz Rise Up oturumu, tecrübenin ve cesur olmanın önemiyle yükselen başarının nasıl sağlandığını hep beraber öğreneceğiz. Siz de yükselmeye hazırsanız bu isimleri kaçırmayın!

  • Co-Up Oturumu:

Start-up sürecini çift taraflı olarak inceleyeceğimiz bu oturumumuzda, start-up kurucularını, yatırımcıları ile birlikte ağırlıyoruz. İki ayrı oturum şeklinde gerçekleşecek olan Co-Up, bir start-up’ın büyüme sürecini hem iş fikrinin oluşturulması hem de finansal tarafı olmak üzere iki ayrı açıdan inceliyor. Özellikle girişimcilik dünyasının finansal tarafını merak edenler, start-up’ların finansal yönetiminin nasıl yapıldığını öğrenmek isteyenlerin kaçırmaması gereken oturumumuzda 4 girişimciyi ağırlıyoruz. 

Etkinlik detaylarına anında erişebilmek için Instagram üzerinden @iugirisim hesabını takip etmeyi unutmayın! Etkinliğimize katılmak için https://t.co/0Ng2A7AixD?amp=1 linkinden Move On kayıt formunu doldurabilirsiniz.

 

Yazarlar: Emin Kağan BACAK, Zeynep ÖZKAN

Editörler: Doğukan ÇOLAK, Beyzanur TOPAÇ

WhatsApp Image 2020-10-26 at 14.49.18

QUARANTINE TALKS BY SHİFTUP’21 HALİL ERDOĞMUŞ

e-bebek’in kurucu Halil Erdoğmuş ile 8 Eylül 2020 tarihinde Zoom üzerinden gerçekleştirdiğimiz ikinci Quarantine Talks etkinliğimizde sorulan soruları sizler için derledik. Halil Erdoğmuş’a ve etkinliğimize katılan herkese bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.

1-Lise, ortaokul, üniversite hayatınız nasıl geçti o sürece kadar neler yaptınız, neleri seversiniz?

Ben 1969 Uşak doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi orada okudum. Anadolu lisesi sınavına matematik hocam çalıştırdı. Kolejlere hazırlık diye bir kitap vardı, resmini bile hatırlıyorum, ama 4 yanlışın 1 doğruyu götürdüğünü söylemedi. Ben de boş soru bırakmadan yaptım her şeyi. Bu yüzden fen lisesi sınavına girmedim, fobi olmuştu zaten kazanamıyorum diye. O zaman bölümler Uşak Lisesi’nde fen ve edebiyat olarak ayrılıyordu. Ben fen bölümündeydim.

Sıradan ama girişken bir öğrenciydim. Girişimcilik hikayelerim ortaokul öncesine dayanır. Lisenin son bir ayında İzmir’de bir dershaneye gittim ve sınava girdim.

Babam sadece İstanbul ve İzmir üniversitelerini yazmama izin vermişti. Çünkü İzmir’de babaannem vardı, İstanbul’da da anneannem. O dönem LYS’de bizim 30 tane tercih hakkımız vardı, 9 Eylül, Ege, Marmara ve İstanbul Üniversitesi’nin işletme ve iktisat bölümlerini yazdım. İstanbul Üniversitesi İktisat bölümünü kazandım. Vasat bir öğrenciydim ama iki tane karakteristik özelliğim vardı. Birincisi, Uşaktan geliyorum, köylü sanmasınlar diye okula kravatla giderdim. Şu an zannedersem üniversitede kravat takan öğrenci yoktur. İkincisi, sınıfa ilk gelen olmayı çok önemserdim. 8’de başlayan derse 7.20 de giderdim. Beyazıt Kampüsünde erken gidince görevlinin sınıfı açmasını beklerdik, ben de bekler en öne otururdum. En önde olmaya, hocalarla göz göze olmaya özen gösterirdim. Derslerim çok iyi değildi ama 2 arkadaşım vardı önde oturup güzel not tutan, ben onlara önden yer tutardım onlar da sadece bana not verirlerdi. Vizelerde ve finallerde onların notlarını herkes isterdi ama notları sadece bana verirlerdi. Ben de istediğim kişiye verirdim o notları.

Üniversite üçüncü sınıfta Gül Turan hocanın “Para Banka” dersinde Alarko’dan konuşmacı gelmişti, çok etkili bir konuşmaydı, o konuşmayı dinlerken ben de bir gün böyle konuşur muyum diye içimden geçirmiştim. Mezun olduktan sonra çok fazla konuşmaya davet edildim. Bununla beraber 150’nin üstünde konuşma yaptım. Ben üniversitedeyken hep panellere giderdim. O zamanlar internet yoktu ama Ekim- Nisan arasında STK’lar ve bazı okullar ekonomi ve özelleştirme gibi konuların konuşulduğu paneller düzenlerdi, ben de hepsine katılırdım. Bu yüzden hocalarla aram iyiydi. 1990 yılında mezun olmam gerekiyordu ama o sene trafik kazası geçirdim o yüzden alttan 2 dersim kaldı. 1989 yılında arkadaşım Sevilay ile üstten ders aldık. O zamanlar böyle bir şey yoktu. İstanbul Üniversitesi’nde bunu yapan ilk öğrencileriz. O dönem baya bir polemik olmuştu, bırakırız diye tehdit bile ettiler. 3 ders almıştık üstten. 1991 yılında Türkiye’nin ilk Japon bankasında işe girdim. Gişede görevliydim. Arkadaşım İlkay benim için yüksek lisans başvurumu yaptı. Evraklarımı hazırlayıp verdim kendisine, heyecanlıydım. Perşembe görüştük, cuma aradım İlkay’ı. İlkay zarfı düşürmüş, tekrar dönüp bütün duraklarda zarfı aramış ve Mecidiyeköy’de bulmuş. Zar zor yetişmiş başvuru süresi dolmadan. İlginç bir kader anı. Sıradan vasat bir öğrenci olarak yüksek lisansa kabul edildim. Uşaklı olduğum ve aile şirketinde çalıştığım için, 46 hafta boyunca Uşak’tan yüksek lisansa gittim geldim ve birincilikle bitirdim. O zaman İstanbul-Uşak arası otobüsle 8 saatti, 1 yılın 92 gecesi otobüste uyudum. O zamanlar otobüslerde sigara içilirdi, otobüs kıyafetim vardı, üstümü değiştirmeden anneannem beni eve sokmazdı. O sıralar İstanbul’da özel radyolar başlamıştı, ben de 1992 yılında Uşak’ın ilk özel radyosunu kurdum. Ülkedeki 6. özel radyoydu, Uşak’ta İstanbul ve Denizli’den sonra özel radyoya sahip olan üçüncü şehir oldu. Ben 1999 yılında sattım radyoyu ama 2016’ya kadar o radyo devam etti.

1994 yılında siyasete atıldım. O ilginçtir. İstanbul Üniversitesi’nin “İktisatçılar Haftası” vardı. Ünlü konuşmacılar gelirdi. Bazen küçük şeyleri önemsemek gerekir bu da öyle bir örnek. Dinleyici olarak katılmak için Uşak’tan İstanbul’a geldim. İlk konuşmacı Cem Boyner’di. “Yeni Demokrasi Hareketi” diye bir şeyden bahsediyordu, Türkiye’yi kurtaracak bir şey. Demokratikleşme filan çok güzel şeyler diyor. Kahve arasında Cem Boyner’in yanına gidip Uşaklı olduğumu ve konuşmasını dinlediğimi söyledim. Cem Boyner’e “Sizin bu söyledikleriniz gazetede, TV’de yazmaz, Anadolu’da nasıl haber olsun” dedim. Kartını ve telefonunu verdi. Uşak’a çağırırsan gelirim dedi. Ne yapsam nasıl çağırsam diye düşünürken babama danıştım. Babam Anavatan Partisi Uşak il başkanıydı. Dernek kurup çağırmamızı önerdi bende kendim bir dernek kurmak istedim. 7 tane genç sanayici ile derneği kurduk. Derneği kurar kurmaz aradım sekreterini. Sekreterine Cem Boyner’le Nisan ayında konuştuğumuzu söyledim. 19 temmuzda Manisa’da olacağız, 20 temmuzda da Uşak’a geleceğiz dedi. Ve geldi. Ben de o harekete dahil oldum. Ben seçime girmelerine karşıydım. Seçim hüsran oldu bende ondan sonra siyaseti bıraktım. Siyaset sabır gerektiren ayrı bir sorumluluk. 1996 yılında İstanbul’a gidip özel şirketlerde çalışıp tecrübe kazanmaya karar verdim. İş yoktu, Cem Boyner’e gittim iş istedim. Bana 2-3 randevu ayarladı. Boyner Holding’te çalışmaya başladım. “Advanced Kart”ı ilk Boyner çıkarmıştı orada çalışıyordum. Şirket yapılanmaya gitti. Birçok yabancı yönetici geldi. Lübnan asıllı bir Amerikalı benim yöneticim oldu ama ben 3 ay sonra istifa ettim başka sebeplerden dolayı. Bana ayrılma dedi ikna etmeye çalıştı ama olmadı, ikimizin de gözünden bir damla yaş geldi. Daha sonra görüşmeye devam ettik. Yemek yedik yılda bir kere.

2000 yılında internet sitesi işine girdim. İçerik sitesiyle başladım 2001 yılında ticaret işine girdim. 1992’de yaptığım yüksek lisansın tezini vermemiştim, af çıktı 2002 yılında tekrar yazdım. E-ticaret üzerineydi. 2003 başında tezim bitti. Hocalar bana yüklendi, e-ticaretin geleceği yok dediler. Acaba bunlar tez süreci diye mi böyle muhalefet ettiler yoksa cidden bu sektöre inanmıyorlar mı diye bir ürktüm. Daha sonra Anthony aradı -eski yöneticim-. İşleri sordu iyi değil, mağaza açmak lazım dedim. 1 hafta sonra bana Amerika’dan mail atıp hesap numaramı istedi, hesabıma 20.000 dolar gönderdi. Neden güvendi, nasıl güvendi bilmiyorum. Biz onunla borçlarımızı ödedik. Kiralık lastikçi dükkanı vardı, orayı kiraladık. 1 ay sonra, anneler gününden bir gün önce 50 m2 lik küçük şirin bir dükkan açtık. Günlerce mağazaya mal yerleştiremedik. Ama çok doğru bir hamleydi, birden internet satışlarımız arttı, tedarikçiler daha çok güvendi bize. 1.5 yıl sonra 550 m2 lik bir mağaza açtık, birkaç yıl sonra 5000 m2 lik açtık. Daha sonra 10 milyonluk zarar ettim otobüs işinde, olmayan bir parayı batırdım. Kimseyi mağdur etmemek için e-bebek’i satarak borçları ödemek istedim. Bu arada, 2005 yılında Anthony Türkiye’ye gelince 24.000 dolar olarak ödemek istedim verdiği parayı,bana sende kalsın dedi. Ben borçlu kalmak istemiyordum, o da “O zaman bana hisse ver.” dedi, benim de işime geldi, %5 hisse verdim. 2010 yılında tam şirketi satarken, Anthony mail attı “Satmayın.” dedi. Bekledik ama finansal olarak çok zordaydık. Anthony aradı, “Bim’in yönetim kurulu başkanıyla randevumuz var” dedi. Ben hisselerimin çoğunu sattım ve borçlarımızı ödedik. Anthony sayesinde ortak bulduk, ondan sonraki süreçte e-bebek çok hızlı büyüdü. Haftaya Siirt’te 162. mağazamızı açacağız.

2-Bu zor zamanlarda motivasyonunuzu nasıl korudunuz?

2000 yılında dijital yatırım yapanlar pahalı yerlerde ofisler açtılar, biraz havalı yatırımlar yaptılar. Bizim ise Altıyol’da bir sigorta acentesinde, L şeklindeki 1.5 kişilik masada 2 kişi çalışıyordu. Masraflara çok dikkat ederek başlamıştık. O yüzden 2001 krizini kolay atlattık. Kriz mağdurlarını işe almıştık onlar çok azimliydi. Ama zordu. Araba, çocukların altınları falan satıldı ama yavaş yavaş ilerledi, çok sıkıntılı bir süreçti. Sanırım bu babadan geliyor. Bizde “Olmaz” diye bir şey yoktur, “Nasıl yapabilirim?” diye bir şey vardır, nasıl daha iyi olur diye düşünürüm. Birisinin sizin sırtınızı okşamasını beklemeniz hayal, insan kendi kendini motive etmeyi öğrenmeli, yoksa olumsuz düşünmeye başlarsınız, moraliniz bozulur. Mesela şu anda moral bozacak çok şey var pek çok sektörler ilgili, pandemi var en başta. Pandemiyi söylediğin zaman herkes birbirine hak veriyor ama yarın sabah 2500 kişinin maaşını vermek zorundasın, sana haklısın diyenler o kişilerin maaşını ödemeyecek sonuçta, yani ayakta kalmak zorundasınız. Devlet destek veriyor ama devlet hibe para vermiyor, bedava kredi veriyor sonra yine ödemek zorundasınız. Bunu da kendi başınıza yapmanız lazım, kendi kendinizi motive etmeyi öğrenirseniz hayatta karşınıza pek çok farklı kapı açılır.

3-Pandemi sürecinde iş ve özel hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?

Bu bir kriz. Önceki krizlerle benzer olduğu noktalar var, farklı olduğu noktalar var. 30 Ocak’ta beni ziyarete gelen AVM Genel Müdürlerine “AVM’ler kapatılacak siz bunun senaryosuna çalıştınız mı?” dedim. Bana dönüp nereden çıktı bu dediler. Ben “Bence bir çalışın.” dedim. 27 Martta beni arayıp sordular “Halil Bey nereden bildiniz AVM’lerin kapatılacağını?” diye. Ben müneccim değilim ama biz ekipçe Çin’i takip ediyorduk, Çin’de AVM’ler kapatılmıştı, virüs Türkiye’ye gelince de kapanacağını düşündük ve bunun senaryosunu söyledik. Bu temelinde bir okuma meselesi. 19 Mart’ta tüm mağazalar kapandı, ben nöbetçi mağazalar olsun istedim çünkü e-bebek özel bir mağaza. Türkiye’de hiçbir anne e-bebek haricinde beyaz badi gibi ürünleri düzenli olarak bir yerlerden bulamaz. Bizim böyle ciddi sorumluluklarımız var ve bu yüzden 9 mağazamızı kapatmadık, en büyük farklılıklarımızdan biri buydu. Sonradan yavaş yavaş nisandan itibaren nöbetçi mağaza sayısını arttırdık. Call Center’ımızın pek çok çalışanı zaten 4-5 senedir evden çalışıyordu, arka planda alt yapımız vardı ama dürüst olmak gerekirse diğer departmanların evden çalışmasına sıcak bakmıyorduk. Şimdi hepsine sıcak bakar olduk. Ama ben arkadaşlarla pandemi ne zaman biter lotosu oynamak istemedim, onun yerine pandemi de nasıl perakendecilik yapılır ona bakmak istedim. Gerçekten de biz Mart ayından beri buna odaklandık. Haziran ayında AVM’ler açılırken İçişleri Bakanlığının yayınladığı yönergeyi biz zaten uyguluyorduk çünkü mağazalarımız açıktı ve kuralları koymuştuk. Mükemmel olmasa da yönetimimiz devam etti. Mağazalarımızı kapatmadığımız için o ayak alışkanlığını koruduk. Kriz herkese krizdi, 5 Temmuz’da sitemiz siber bir saldırıya uğradı, bunlar zor günlerdi. Bu bize özel bir krizdi.

Üniversite öğrenciliği sırasında bence part-time çalışmalısınız. “Everest Yolculuğu”nu araştırmanızı öneririm, bizim için çok değerli. “e-bebek”te çalışan 2500 kişi arasında 500 tane part-time çalışan var ve bunların yüzden fazlası öğrenci. Bunların bir kısmı da Everest yolcusu.

4-Aile şirketleri dağılmaya mahkum mudur?

Böyle sorarsan dağılmaya mahkumdur. “Aile şirketlerini nasıl yüzyıllar boyunca ayakta tutabiliriz?” diye sorman lazım. 1700’lerde kurulmuş şirketler nasıl hala ayakta ona bakmak lazım. Babam kabul etmiyor, dedem itiraz ediyor gibi durumlarla mücadele etmek gerekiyor.

5-E-ticaret sektöründe ilerleyebilmek için olmazsa olmaz 3 özellik sizce nedir?

Azim, çevreyle mücadele ve tutarlı bir iş planı.

6-İş dünyasında başarı ve fark yaratabilmek için süreci mükemmel mi yönetmek gerekiyor yoksa size ait olanı yapabildiğiniz en iyi şekilde yapmak mı?

İkisi de olabilir, ama orada rekabet olur tabi. Sıradanı mükemmel yapmak da rekabet gerektirir. “Mavi Okyanus Stratejisi” kitabını tavsiye ederim. O kitap der ki: Rekabet varsa orada köpek balıkları vardır, o deniz kızıl denizdir, kan vardır. Mümkün olduğunca farklı şeyler yaparak kendinizi köpek balıklarının kan gölüne çevirdikleri bölgeden suyun temiz olduğu, rekabetin az olduğu bölgeye gitmeniz gerekir. Ama diğer yandan öyle çok değişken var ki girdiğiniz sektörlere göre. Mesela fırın açacaksanız şu an farklı olarak açabilirsiniz. Ben garip bir iş söyleyeyim şimdi size, yapmayacağınızdan yüzde 99 eminim, boş bir sektördür. Umumi tuvalet. En son nerede girdiniz ve girmek istemezsiniz, neden, çünkü çok pis diye bir algı var. Bu algıyı yıkarak Taksim meydanında beş yıldızlı bir hizmet vermeniz çok kolay. İyi bir havalandırma, temizlik, lüks lavabolar, büyük bir ihtiyacı kapatır bu farklılık. Etrafınızda o çok iş var ki bu şekilde farklılık yaratabileceğiniz, ama insanlar adım atmıyor. Zaten bu kitapta bunu anlatıyor.

7- 5 yıl sonra kendinizi ve şirketinizi nerede görüyorsunuz?

10 yıl sonra 6 kıtada görüyorduk, 5 yıl sonra 3-4 kıtada olmamız lazım. Şu sıralar İngiltere, Almanya ve Çin’de e-ticaret için ciddi gayretlerimiz var. Hatta e-ticaret direktörümüz LinkedIn’de ilan verdi ülke sorumluları için. İlk mağazamız İngiltere’de açılabilir. Alibaba’nın yan şirketleri ile konuşup Çin’de de bir e-mağaza açma fikrimiz var. 5 yıl sonra artık uluslararası alanda olmamız gerekiyor.

5 Temmuz bizim için kötü bir gündü ama eksiklerimizi gördük. Hatta o hacker’a ben bir teşekkür maili bile yazdım, 20 yılda öğrenmediğimizi bir günde öğrettin diye. Güvenlik konusundaki eksiklerimizi 2 aydır büyük bir mesai ile kapamaya çalışıyoruz.

8- Nasıl yapabilirimci biri olmayı, tıkandığınız anları aşmayı nasıl başarıyorsunuz? Bu konuda tavsiyeleriniz nelerdir?

Tıkanma kelimesini doğru bulmuyorum. Her zaman bir üst akıl vardır, her şeyi bilemezsin bu yüzden diğer kişilere danışırım. Bazen 10 yaşındaki bir çocuğun görüşü bile sana ilham verir. Kitap okumaya, okutmaya ve tartışmaya çok önem veririm. Dahi biri olduğumu düşünmem ama hala öğrenme açlığını sürdüren, cehaleti idrak etmiş biriyim. Çünkü dünyada o kadar çok bilgi var ki ve sen bu bilgilerin içinde bir hiçsin aslında. Bilgiye ulaşmak kolay yeter ki kendini doğru şartlandır. Ben doğru cümleler kurduğunuzda başarıya yakın olduğunuza inanırım. Ancak etrafımızda doğru cümleler kurmayan büyük bir çoğunluk var, olumsuz düşünen, karamsar, bu işi sen yapamazsın, KPSS’ye gir al maaşını gibi şeyler diyen pek çok insan var. Dolayısıyla inşallah siz de olumlu gözle bakanlardan olursunuz.

9-Girişimcilikte risk almak ile ilgili tavsiyeleriniz nelerdir?

Altından kalkabileceğiniz riskler alın. Başarısız olmaktan korkmayın. Başarısızlık insana çok fazla öğreti verir. Nelson Mandela’nın çok güzel bir sözü var; “Hayatım boyunca hiç kaybetmedim, ya kazandım ya öğrendim.” Bu bir bakış açısı. Olumsuz durumlardan ne öğreneceğinize bakarsanız bu bir kazanım, bir sermayedir.

10- Sizi etkilemiş insanlar var mı? Önerebileceğiniz kitaplar neler?

Adidas, Ikigai, Incognito, Nike, Starbucks, Amazon,  vb. kitapları tavsiye ederim. Cem Boyner eskiden beni çok etkilemişti, hala saygı duyarım. Can Baş, General Elektrik’in uzun  dönem Ceo’suydu ve şirketi kötü bir durumdan iyi bir hale getirmişti. O da beni çok etkilemiştir.

11- Verebileceğiniz en iyi tavsiye nedir? Şu an olsa şimdi yapmazdım dediğiniz bir şey var mı?

Arkadaşlar geçmişe takılmayın, keşke kelimesini kullanmayın. Bu sizi çok geliştirmez. Yaptığınız hatalar sizin için bir sermayedir. Benim şöyle bir mottom var: “İyi niyet biraz da gayret, yeter ki sabret, gerisi kısmet”. İyi niyetli olmanız önemli, gayret gösterip adım atmanız gerekiyor. Tavuktan her gün bir yumurta çıkıyor ama her gün civciv çıkmıyor. 21 gün beklemek lazım. Dolayısıyla bir olgunluk süresi var, bunu iyi kullanmanız gerekiyor Batı dünyası hırs diyor ben azim diyorum, hırs tehlikelidir, azim güvenlidir. Başkaları koşarken siz yürürseniz nasıl ilerleyeceksiniz? Dolayısıyla, daha az uyuyun, daha çok okuyun, daha çok çalışın. Keşke daha çok kitap okusaydım diyorum siz öyle yapın, tavsiye ederim.

12- Okuduğumuz bölüm dışında bir şeyler mi yapalım mı?

Kendinize göre çalışın, neyi seviyorsanız. Sizi heveslendiren şeylere, o şeyi okuyan arkadaşlardan daha hevesle bakın ve daha çok çalışın. İşletme okumuş bir veri analisti, iki taraflı bir bakışa sahip olur.

13- Geleceğin liderleri ve yöneticilerine nasıl tavsiye verirsiniz?

Ben liderlerin, ekiplerini koruyan, iyi niyetli, çalışmaya duyarlı olmalarını ve öncü olmalarını isterim. Sorun gördüğünde onlar öne atılırlar. Onlar sorumludurlar, çevrenizde gördüğünüz sorunlara duyarlı olmak liderlik kaslarınızı geliştirir. Liderlik genetik değildir ama yetiştiğin ekosistem önemlidir. Da Vinci döneminde yetişen birçok yönetici var, bu o ekosistemin bir sonucu babadan geçen bir şey değil, bizde de durum öyle; Hezarfen, İbn-i Sina vs. Devlet otoritesi, bakış açısı ve sistem de önemli. Şu an Türkiye ve dünyaya bakıldığında liderlik çok aranan bir şey, liderlik içinde fazlasıyla altyapı ve destek var. Dolayısıyla şimdi lider olunmayacaksa, ne zaman olunacak?

 

“İyi niyet, biraz da gayret, yeter ki sabret, gerisi kısmet”

 

Düzenleme: İlayda GÜNEŞ – Doğukan ÇOLAK

WhatsApp Image 2020-04-22 at 17.59.28

QUARANTİNE TALKS BY SHİFTUP’20: FARUK ECZACIBAŞI

QUARANTİNE TALKS BY SHİFTUP’20: FARUK ECZACIBAŞI

Eczacıbaşı Holding’in önemli isimlerinden Türkiye Bilişim Vakfı başkanı Faruk Eczacıbaşı’yla Corona günlerinde instagram üzerinden bir sohbet yapıldı. ShiftUp ekibinin oluşturduğu çeşitli sorular, ShiftUp koordinatörü Belemir Temur tarafından Faruk Eczacıbaşı’na sorularak keyifli bir sohbet gerçekleştirildi. Sorular ve cevaplarına geçmeden önce Faruk Eczacıbaşı’nın özgeçmişine değinilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

FARUK ECZACIBAŞI KİMDİR?

Berlin Teknik Üniversitesinde yükseköğrenimini tamamlayan Faruk Eczacıbaşı, 1980 yılında Eczacıbaşı Topluluğuna katıldı ve uzun yıllar topluluğun “e-dönüşüm” sürecini yönetti. Halen başkanlığını yürütmekte olduğu, Türkiye’nin bilgi toplumuna dönüşmesi vizyonuyla 1995 yılında kurulan Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) aracılığıyla Faruk Eczacıbaşı, çeşitli araştırma raporlarının hazırlanması ve bu konudaki politikaların şekillendirilmesi için çalışmaktadır. 1996 yılında Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı’nı üstlenen Faruk Eczacıbaşı, halen bu görevi sürdürmektedir. Ayrıca, 1999 yılından bu yana Eczacıbaşı Spor Kulübü Başkanlığı görevini yürütmektedir.2018 yılında yayınlanan “Daha Yeni Başlıyor” isimli kitabıyla teknolojik gelişmelerin getirdiklerini ve götürdüklerini incelemekte, gelecekte dünyayı iyisi ve kötüsüyle nelerin beklediğini tartışmaktadır.
(Kaynak: https://www.eczacibasi.com.tr/tr/Yoneticiler/FarukEczacibasi4)

SORULAR-CEVAPLAR:

1-) Bu süreçte şirketi nasıl idare ediyorsunuz, bu salgına hazır mıydınız?

3 ay önce hiçbir şey bilmiyorduk. Geldiğinde ise bize teğet geçer diye düşünüyorduk. Eczacıbaşı olarak yaygın bir üretim tesisimiz var. Üretim tesislerimizde çalışanlarda salgına çok az kişide rastlanmış olunup, 16 kişiden oluşan bu hastalardan 5’i hastanede, geri kalanı ise bu süreci hafif bir şekilde evde kalarak geçiriyor. Organizasyonel olarak hazırlıklı davrandık. Beyaz yakalılar çalışmalarını evden yönetiyor. Çalışma şeklinde çok bir aksama yok gibi duruyor. Nadiren çalışanlar işe gidiyor. Ben ise senyör insanlardan (65 yaş üstü) olduğum için tamamen evden çalışıyorum.

2-) Corona virüsünün insanlar arasında ve sosyal medya da konuşulduğu gibi küresel bir planın parçası olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce virüs bilerek mi ortaya çıkartıldı?

Bu sorunun kendisine yöneltilmesine çok sevindiğini söyleyen Faruk Eczacıbaşı, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: Ben komplo teorilerini çok yanlış ve tehlikeli buluyorum. İddiaların hiçbirinin kanıtı yok, herkes yaptı denilebilir. Neden bir yerde çıksın da bütün dünyayı etkisi altına alsın. Çok kızdığım bir iddia çünkü dönüp dolaşıp iddiayı çıkaranları da hastalık buluyor. Ulusal sağlık komiteleri bunları çözmekle uğraşırken, bu gibi iddialar negatif enerji saçmaktan öteye geçmiyor, bunlarla uğraşmak yerine ne yapıp edilip bu soruna bir çözüm bulmaya odaklanılmalıdır. Bu iddiaların ayrımcı, ayrıştırıcı, içi boş olmaktan öte bir faydası olmadığını düşünüyorum.

3-) Kitabınızda ‘’ Ara bir dönemde yaşıyoruz: Bugünkü kıdemli kuşakların hayatını şekillendiren eski modeller geçerliliklerini kaybediyor ama yeni modeller de yeni yerlerini henüz almadı.’’ demişsiniz. Sizce Corona’nın bu ara dönemi denk gelmesi nasıl yeni bir döneme sebep olabilir?

Bir paradigma kayması var. Sokağa çıkamayan kuşak endüstri döneminde eğitimini aldı. Post-endüstrinden önceki benim de dahil olduğum kuşak şu an sokağa çıkamıyor. Dünya yaş ortalamasına baktığımız zaman gördüğümüz sonuç :’’ 30 yaş’ ’tır. İnternetin de başlama dönemi yaklaşık 30 yıl öncesine denk gelmektedir. Dünya liderlerinin yaş ortalamasına baktığımız zaman ise ‘’64 yaş’’ ile karşılaşmaktayız. Şimdi ise sizin kuşağınızın networkü, anlayışı, yaşam tarzı, eğitimi bizim kuşağımıza göre çok farklı ama sizi yöneten, size eğitim veren kuşak bizim kuşağımız. Bizim kuşağımızın size yeterince tatmin edici bir yönetim, eğitim sunmadığını düşünüyorum. Demokrasinin iyi bir yönetim sistemi olduğu ama değişen dünyada demokrasinin de yenilenmesi gereken unsurları olduğunu düşünüyorum. Salgın alışkanlarımızı tepeden tırnağa bozdu. Eski alışkanlıklarımıza dönerken dikkatli olmalıyız. Sistemin içine gençlerde girmeli ve mücadele eski kuşak ile genç kuşak arasında olmalı. Çalışma ve sosyal hayata yönelik farklı talepler var. Kendi taleplerimizi içine sokmalıyız. Değişim sürecimizi korona çok hızlandırdı. Aynı masada oturup çalışmamız şart değilmiş bunu anladık.

4-) Gündemdeki küresel korona virüs salgını öncesi ve sonrası dönemler arasında, teknolojik alanda en belirgin farkın ne olacağını tahmin ediyorsunuz?

Birtakım kurumsallaşmaları coğrafya ile ilintili olarak değerlendirmeliyiz. Ben aynı rahatlıkla dünyanın öbür ucundaki biriyle çalışabilirim. Organizasyonlar hiyerarşik yapılardadır. Bence farklı bir organizasyon yapısı ve network yapısı gelecek.

5-) 9-10 Nisan’da İstanbul’da düzenlenecek olan İstanbul Blockchain Week 2020 sanırım süreçten dolayı iptal oldu veya ertelendi. Türkiye’de Blockchain ne kadar yaygın bir kullanıma sahip veya ne kadar biliniyor? Şu anki yaygınlığı ve bilinirliği göz önüne alınırsa gelecekte Blockchain’ in yeri ne olacaktır?

Blockchain çok yeni bir kavram. Kripto paralar bu sistem içinde var olan bir şey sadece. Bitcoin de bunlardan biri. Öyle bir yapı ki senin yaptığın tüm işlemlerin sorumluluğu paranın kendisinin içinde. Verdiğin sözü tutmadan paranı alamazsın. Kripto paralar bunun üzerine kurulu. Blockchain yalnız paralarla alakalı değil, sözleşmelerin yerine de geçiyor. Bu bizim hukuk sistemlerimizi gereksiz hale getiriyor. O yüzden uygulaması zor ama birçok şeyi değiştirecek.

-Blockchain bu süreci nasıl etkileyecek?

Bir takım uygulamalar çıktı ama ne kadar etkilidir söylemek için daha erken olduğunu düşünüyorum. Blockchain’ in farklı alanlara girebileceğini söyleyebilirim.

6-) Oldukça başarılı ve köklü bir aileden geliyorsunuz. Başarı için her şey mubah mıdır? Gençlere bu konuda tavsiyeniz nedir?

Her yol mubah katiyen değildir. Herkesin özgürlüğü yanındaki insanın özgürlüğüyle sınırlıdır. Çok fazla fırsat olması bu durumu tehlikeli kılıyor. Bizim dönemimizden sonraki yani Endüstri sonrası dönemi bir kırılma dönemi olarak görüyorum. Ortaya yeni uygulamalar çıktı. Bu kırılımlardan en önemlisi de ana akım medyaya rakip olan sosyal medya. Sosyal medyanın getirmiş olduğu hiyerarşik medya kırılımı. Alıştığımız görüşlerin yeniden tanımlandığını gösteriyor. Bir kişi konuşur, yüz kişi dinlerdi. Şu an da herkes konuşuyor, herkes sorumsuzca konuşmaya devam ediyor. Başarı için insanların çalışma hayatında, girişimcilik hayatında sahip olması gereken sorumlulukları vardır. Bunlar diğer insanların özgürlüklerini engellememelidir. Etik olduğu sürece mubahtır.

7-) Eczacıbaşı topluluğu olarak Türkçenin doğru kullanımı adına kendi holdinginizde plaza Türkçesi kullananlara 5 TL ceza kesiyorsunuz bildiğimiz kadarıyla. Bu süreç nasıl yürüdü?

Biz bu süreçte çok eğlendik ve zevk aldık. 3-4 sene öncesinde uyguluyorduk bunu, şu an biraz yavaşladı. Bir takım kullanılan İngilizce sözcüklerin gereksiz yere kullanılmasına engel olmak için bunu yaptık. Bunların Türkçesini bulmamız gerektiğini düşünüyorum ancak bazıları ister istemez dilimize giriyor.

8 -) Bir konuşmanızda planlama döneminde yetiştiğinizi ve o zamanlar 5 senelik planlar yaparken 90’lı yılların ortalarından itibaren 3 senelik planlar yaptığınızı söylemiştiniz. Şu anda Dünya çapında görülen salgın 3 yıllık planlarınız da ne gibi değişmelere yol açtı?

Planlamanın tam aksi yönünde esneklik var. “Ne kadar esnek olmayı becerebileceksin?” sorusu şu an daha ön planda. Virüs olmasa bile 3 yıl önceki planlar tutmayacaktı. Değişimler artmıştı ve şartlar hızla değişiyordu. Esneklik süreci, koşula uyum halini ortaya çıkarıyor. Değişimler virüs olmasa da olurdu bu, virüs tepesine tüy dikti. 3 seneki ya da 1 sene önceki planlarımıza göre şu anda da zorlanıyoruz. Uzun dönemli planları değerlendirirken dikkatli olmalıyız. Yani 3 yıl bile çok uzun dönem, koşulların artık nereden değişeceğini bilmiyoruz.

9-) Nasıl yönetici olmalıyız? Tavsiyeleriniz nelerdir?

Ben kimseye yöneticilik dersi verebileceğimi düşünmüyorum ama dinlemeyi iyi bilin, öğrenmeyi iyi bilin. Hala benim için öğrenmek çok önemli bir şey. Yeni şeyler öğrenmek çok önemli bunu kaybetmemek gerekiyor.
Herkes birbirimizden farklı olduğumuzu bilmeli. Yönetici, vizyonu çok iyi tarif edebilmeli ve neyi yapması gerektiğini çok iyi tanımlamalı ama nasıl yapıldığını çalışma arkadaşlarına bırakmalıdır.
Birlikte çalışacağım insanlarda görmek istediğim öğrenme yetisi ve edindiği network benim için önemli bir yere sahip. Bir insanın beynindeki bilgi sadece bana yetmez. O bilgiyi nereden aldığı, networkü benim için çok önemli. Dışarıya açıklık önemli bir etken.

10-) Alman lisesinden mezun olduktan sonra Berlin’e gitmişsiniz. Daha sonra ABD’de çalışma deneyimi kazanmışsınız. Farklı kültürlerin içinde yaşamak size ne kattı? ABD’de bir süre American Hospital Supply Co.’da çalışmış, ardından Eczacıbaşı Topluluğunda etkin görevler almak üzere Türkiye’ye dönmüşsünüz. Çalışma hayatı üzerine tecrübe kazandığınız bu iki ülkenin proje yönetim sürecindeki farklılıklardan bahsedebilir misiniz?

Farklı kültürlere baktığımız zaman temel duyguların aslında aynı olduğunu görüyoruz. Kendi alanlarımıza çok yöneldiğimiz zaman farlı kültürlerden kendimizi ayrıştırıyoruz, ama farklılıklarımız en fazla %15 düzeylerinde. “Her kültür içerisinde çocuklarım yaşayabilmeli.” Ben kendi çocuklarımı yetiştirirken buna çok dikkat ettim. Her kültürün insanı öğrenilmeli.
Artık çoğumuzun İngilizce bildiğini düşünüyorum zaten bu bir şart oldu. İngilizcenin yanında bir dil daha şart bizim için ama bu Almanca, İtalyanca veya Fransızca olmak zorunda değil. Daha farklı kültürlerin dilleri öğrenilebilir. Mesela Arapça, Çince, Rusça olabilir. Bunlar farklı kültürler, bunları bilmek daha faydalı ve bize yetkinlik konusunda katkı sağlıyor.

11-) Girişimcilik Endonezya, Hindistan gibi ülkelerde neden daha yaygın ve gelişmiştir?

Girişimcilik aslında bütün dünyaya yayıldı. ABD öncülüğünde gidiyordu ve uzun süre de lider onlardı ama başka ülkelerde girişimciliği aynı şekilde öğrenmeye başladı. Her yerde başarılı girişimciler var. Bant genişliği ve ilişkiler arttıkça girişimcilik her ülkeye yayılıyor. Hindistan’da bunlardan biri ve 90’lı yıllardan beri çok fazla başarılı girişimci yetiştirdi.

12-) Yapay zeka hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konudaki gelecek öngörünüz nedir?

Yapay zekayı biz çok genel bir alan içerisinde değerlendiriyoruz ama aslında herkes kendi alanı içinde bakmalı. Sonuçta yapay zekacı olmak diye bir şey yok. Yapay zeka benim için verinin doğru değerlendirilmesidir. Marketingde kullanılan yapay zeka ve laboratuvar kullanılan yapay zeka arasında farklar var. Marketing için yapay zeka nasıl bir şey buna bakmalıyız. Yapay zeka herkesin kendi uzmanlık alanında değerlendirilmelidir. Veri değerlendirmenin de önemli meslek olduğunu düşünüyorum. Daha genç bir yaşta olsaydım veri mühendisliği okumak isterdim. Bu geleceğin meslek kolu, yapay zekanın önünü açıyor.

13-) Eczacıbaşı, Türkiye’de voleybol denilince akla gelen tek kulüptü ve nerdeyse bütün kupalara ambargo koymuştu. Türkiye’de bu sektörün büyümesi de Eczacıbaşı sayesinde oldu. Peki, bu sektörün büyümesi Eczacıbaşı’nın rekabet etmesini de zorlaştırdı mı? Çünkü neredeyse her yıl şampiyonluk ipini göğüsleyen Eczacıbaşı’ydı ama son 11 sezonda 5 kez Fenerbahçe, 5 kez de Vakıfbank lig şampiyonu oldu.

2018 yılı Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün 50.yıl dönümüydü. O tarihe kadar erkek ve kadın basketbol, erkek ve kadın voleybol ve masa tenisi takımlarıyla yola çıktık. 70’li yıllara kadar neredeyse tek şampiyonduk. Ne kadar çok paran var ise o kadar iyi takım kuruyorsun ama biz bunu Türk oyuncularla yapmaya çalıştık. 90’lı yıllara kadar iddiamızı sürdürdük ancak buna bütçemiz yetmedi. O zamandan beri kadın voleybol takımıyla devam ediyoruz. Bizim için aslında toplumsal sorumluluk projesiydi. Uzun süre şampiyonduk ama Türkiye’de bazı takımlar var ki dünya çapında yarışıyorlar. Şu an Türk takımları oldukça üst bir düzeyde ve bizce bu büyük bir başarı. Toplumsal sorumluluk olarak yapıyorsan arka taraflarını da görebilmeliyiz. Biz şu an da Türkiye’de 3000 genç kız yetiştiriyoruz, bunların hepsi sporcu olmayacak ama savaşabilen ve kendine güvenen genç kadınlar olacak.

14-) 70’ler Rock, Blues ve Caz müzik meraklısı olduğunuz biliniyor. Sizi Audiophile olarak da tanımlayabiliriz. Dünyanın Cazı programında da yer aldınız. Favori sanatçınız ve favori gruplarınızı sorsak ilk aklınıza gelen isimler neler olur?

Klasik müzikte Beethoven, rock müzikte Pink Floyd üzerine tanımam. Özellikle Beethoven’ı herkesin dinlemesini isterim.

15-) İnternet denetimlerine karşı AB ölçütlerinin benimsenmesi yönünde çalışmalarınız olmuş, şu an Türkiye’de internet denetimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Herkes kendi denetimini yapabilmeli ve tamamen aynı olmasa bile temel prensipler aynı olmalı. Zaman zaman bazı şeyleri çok ciddiye alsakta aslında Türkiye’de bu benimseniyor. Wikipedia ve Youtube uzun bir süre yasaktı ama bu yasağı doğru bulmuyorum. Özellikle Wikipedia’nın tekrarda açılması uzun zaman aldı. Bu şekilde yasak etmek çok yanlış, buradaki yanlış bilgileri düzeltmek senin elinde, sen kendi insanına yasaklayınca dışarıya cevap veremiyorsun.

16-) Türkiye’de e-dönüşüm alanında yapılan birçok faaliyete başarılı bir şekilde öncülük ettiniz, bu konuda önünüze çıkan bir engel oldu mu? Olduysa örnek verebilir misiniz?

Youtube ve Wikipedia yasağı senelerce kaldırılmadı. Bu bir ikilem. %100 özgürlükçü yaklaşımın karşısında %100 kurallara bağlı yasakçı bir tutum var. Faşizme ve ırkçılığa yönelik taviz verilmeyen bir yapı olmalı. Bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlayan yapılara da taviz verilmemeli. Denge unsuru olmalı.

Sohbetimizi Faruk Eczacıbaşı’nın karantina günlerinde okuduğu kitap içeriklerini öğrenerek sonlandırdık. Ekonomistlerin politikadaki yerleri, ekonomi ve sosyal kurumlaşma gibi konular hakkında kitaplar okuduğunu belirten Faruk Eczacıbaşı’na bizi deneyimleri ile buluşturduğu, düşüncelerini aktardığı ve evde olduğumuz bu süreçte vaktimizi bizim için verimli hale getirdiği, sıcak ve samimi sohbet için çok teşekkür ederiz.

Erva ÖZCAN
İÜ GK ShiftUp Ekip Üyesi

IMG-8312

Shift Up 18

Her sene Girişimcilik Zirvesi adı altında gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizi daha büyük hedeflere ulaşmak adına küçük  bir isim değişikliğiyle Shift Up adı altında gerçekleştirmeye başladık. 5 Mart 2018’ de İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz etkinliğimize yaklaşık 840 kişi katıldı.

Mehmet Koç, Sefa Yılmazel, Serdar Ekrem Şirin, Can Gürsu, Doruk Demirsar,Alparslan Demir, Aytül Erçil, Ömer Erkmen, Ali Karabey, Gülsüm Çıracı, Mehmet  Onarcan, Selim Yazıcı, Cihan Demir, Cemil Şinasi Türün, Ussal Şahbaz etkinlikte bulunan konuklarımızdandı. Molalarımızda ise robot Sanbot ile keyifli dakikalar geçirdik.