WhatsApp Image 2020-05-08 at 16.07.39

Cesur Yeni Dünya: Salgın Neleri Değiştirebilir?

CESUR YENİ DÜNYA
Salgın Neleri Değiştirebilir?
‘’1931 yılında Cesur Yeni Dünya’yı yazarken hala çok zamanımız olduğunu düşünüyordum.’’ Bunlar distopik edebiyatın en iyi örneklerinden biri olan Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Aldous Huxley’e ait sözler. ‘’Ancak kitapta yazdığım kehanetler beklediğimden de hızlı gerçekleşiyor.’’

Huxley kitabında acımasız bir kast sisteminin olduğu, insaların özgür olmadığı ama buna rağmen mutlu olabildikleri bir toplumu anlatıyordu. Neyse ki dünya henüz bu konuma gelmedi, ancak pek çok uzman gelecekten endişeli. Çoğunun tahminleri, beklediklerinden daha da önce gerçekleşmeye başladı. Bunun en büyük sebebiyse Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve şu an tüm dünyaya yayılmış olan Covid-19 virüsü.
Dünya üzerinde yaşanan her salgın, dünyayı değiştirmiş, yeni toplumsal düzenlerin, yeni ekonomik sistemlerin, kısaca yeni şeylerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Koronavirüs, modern dünyanın deneyimlediği, küresel çapta yaşanan en büyük salgınlardan. Salgın yönetim biçimlerinden, tüketim alışkanlıklarımıza, eğitim sistemlerinden, sağlık sistemlerine pek çok şeyi kökünden değiştirebilir. Pek çok uzmana göre 21.yüzyıl artık kesin olarak başladı.

Huxley’in gelecekle ilgili en büyük korkusu nüfus fazlalığıydı. Nüfus fazlalığının küresel çapta bir salgına ya da kıtlığa yol açabileceğinden endişeleniyordu Huxley. Kitabında ön gördüğü Cesur Yeni Dünya’daysa nüfus belli bir seviyede sabit tutuluyordu. Salgın hastalık ya da açlık denilen şey ortadan kalkmıştı. Toplumsal hayatta o güne kadar eşi benzeri görülmemiş bir düzen ve istikrar hakimdi. Teknoloji hiç olmadığı kadar gelişmiş bir seviye ulaşmıştı. Ancak tüm bunların altında, hayatın her alanını kontrol eden, baskıcı ve otoriter bir devlet vardı.

Çok şükür, şu an Huxley’in kitabında bahsi geçen bir sistem tarzda bir sistem dünyaya hakim değil. Yakın zamanda olabilecek gibi de durmuyor. Ancak pek çok uzman, salgın sonrası dünyada, daha baskıcı, daha otoriter, disiplini ve huzuru vaat eden hükümetlerin başa geçebileceğinden endişeli. Bu düşüncenin temel dayanak noktasıysa zaten artan göçmen sayısı nedeniyle bu tarz eğilimleri olan partilerin özellikle Avrupa’da giderek popüler hale gelmesi. Uzmanlar salgını fırsat bilen bu partilerin ileriki dönemlerde yapabileceklerinden endişeli. Ülkelerin daha içe kapalı ve kendini savunma odaklı politikalar izleyebileceklerini düşünüyorlar.

Ancak bunun tam zıt bir görüşü savunan insanlar da var. Bu görüşü savunan uzmanlara göre salgın, devletlerarası dayanışmayı arttıracak. Bugün ki, uzaklık kavramının ortadan kalktığı, herkesin herkesle etkileşim halinde olduğu bir dünyada, devletler bu tarz bir durumdan korunmak için sadece kendi sınırlarını kapatıp bekleyemez. Çin gibi bir ülkede ortaya çıkan salgının dünyaya yayılmaması çok ufak bir ihtimaldi. İran ya da Yunanistan’da yaşanacak bir salgının Türkiye’yi etkilememesi de çok ufak bir ihtimal. Bu noktanın altını çizen pek çok uzman, devletlerin içine kapanmak yerine, bu tarz durumlarda daha hızlı karar alınmasını ve hızlıca müdahale edilmesini sağlayacak uluslar arası üst kurumların kurulabileceğini düşünüyor. Buna karşın, bir üst paragrafta bahsettiğim uzmanlarsa, zaten WHO ya da AB gibi uluslar arası üst kurumların olduğu ve bu kurumların salgın sürecini yönetmekte başarısız olduğunu, bundan dolayı da bunlara duyulan güvenin azaldığını savunuyor.

Ama bunlardan önce, salgın sonrası dünyada tartışılacak ilk şey şüphesiz sağlık sistemleri olacak. Pek çok ülkenin sağlık sistemlerinin değişeceği apaçık ortada. Sağlığın özel sektörün sunduğu bir şeyden ziyade, kamu hizmeti olması gerektiği görüşü hiç olmadığı kadar popüler. Salgın sonrasında sağlığın dünyanın çoğunda bir kamu hizmeti olacağını düşünenlere göre bunun için çok fazla da beklememize gerek yok. Sağlıkta tartışılan bir diğer konu da, benzer yeni bir salgına hazır mıyız?

Salgından en çok etkilenen ülkeler ya sağlık sisteminin zayıf olduğu(İran gibi) ya da sağlık sisteminin salgını ciddiye almadığı(İtalya gibi) ülkeler. Bu ülkeler aynı zamanda komşuları için de bir tehdit oluşturduğu için, bu tarz durumlarla mücadele edebilecek entegre sağlık sistemlerinin ortaya çıkabileceğini savunan pek çok kişi var. Ayrıca salgında kullanılan tedavi ve korunma yöntemleri gözden geçirilmekte.

Salgının sağlıkta yaratacağı bir büyük etki de, aşı karşıtlığının ortadan kalkması olabilir. Salgın öncesi dünyada çok yaygın olan aşı karşıtlığına rağmen, şu an herkes virüse çare olarak bir aşı beklemekte, hatta aşı karşıtları bile. Salgından sonra aşı karşıtlığı ya hiç olmayacak, ya da tamamen ortadan kalkacak.

Salgından en çok etkilenecek ikinci sektörse eğitim sektörü. Şu an neredeyse tüm dünyada öğrenciler evlerine kapanmış bir vaziyette ve uzaktan eğitim alıyorlar. Öğrenciler uzaktan eğitimden aldıkları verime göre, gelecekte okula gidilmesine, öğrencilerin sınıflara doldurulmasına ihtiyaç var mı eğitim camiasında tartışılacak ilk konulardan.

Değişmesi kaçınılmaz olan şeylerden biri de tüketim alışkanlıklarımız. Online alışveriş hiç olmadığı kadar yaygın. Kimi yerlerde mağazaların tamamen kapalı olması, kimilerininse güvenlik gerekçesiyle gitmek istememesi insanları zorunlu olarak online alışverişe itti. Hatta online alışverişe en çok karşı olanları bile. Bu sürecin daha ne kadar süreceği de belli olmadığı, online alışverişin bir alışkanlık haline gelmesi ve salgın sonrasında hiç olmadığı kadar kullanılması bekleniyor.

Ayrıca streaming servislerinin artık bir alternatif olmaktan çıkıp, ana akım haline gelmesi de büyük ihtimal. Şu an neredeyse hepimiz evde vakit geçirmek için Netflix gibi platformları kullanıyor. Zaten salgın öncesinde de gayet popüler olan bu platformlar, gelecekte medyanın ana noktası olabilir.

Zaten hayatımızda büyük yer kaplayan sosyal medyanın, salgın sonrasında artık vazgeçilemez iletişim ve haberleşme araçları haline geleceği aşikar. Haberleşme ve bilgi alışverişine ek olarak artık insanların sosyalleşmesine de olanak sağlayabilen bir hale gelen Instagram, Facebook, Twitter gibi sosyal medya siteleri, salgın sonrasında da pek çok alternatif etkinliğe ev sahipliği yapabilir. Salgın nedeniyle konser veremeyen pek çok sanatçı bu sitelerden canlı yayın açarak konser vermekte, dünyaca ünlü komedyen Ricky Gervais neredeyse her akşam Twitter’dan canlı yayın açmakta, pek çok tiyatro topluluğu Youtube gibi sitelerden oyunlarını yayınlamakta. Sanatçıların bu formüllerden aldıkları geri dönüşe göre, ileride bu sitelere yönelik pek çok alternatif çalışma üretme ihtimalleri var ki bu ufakta olsa zaten salgın öncesinde de başlamış bir şeydi.
Huxley’in kitabında yaptığı bir öngörü de, teknolojinin hiç olmadığı kadar yoğun ve yaygın olması. Pek çok uzmana göre salgın sonrası dünyada teknoloji hiç olmadığı kadar yaygın ve yoğun bir şekilde kullanılacak. Şimdiden salgın firmaların dijitalleşmesi sürecinin bir milat noktası olarak görülmeye başladı. Pek çok şirketin evden çalışmaya geçtiği, büyük perakende zincirlerinin bile mağazalarını kapatıp sadece online alışverişe odaklandığı bu sürecin sonunda dijitalleşmeye en çok direnen şirketlerin bile pes edeceği en çok savunulan görüşlerden. Ayrıca robotların ve dronların üretim sürecinde oldukça aktif kullanılacağını da düşünenler var. Ancak uzmanları en çok heyecanlandıran şeyse, yapay zekanın salgın karşısında verdiği sınav.

Yapay zeka belki de ilk defa koronavirüs salgını sürecinde bu kadar aktif kullanıldı. Veri analizi, verinin işlenmesi ve modelleme gibi alanlarda kullanılan yapay zeka kendi kendine öğrenme süreci içinde karşılaşması zor bir fırsat buldu ve uzmanlara göre yapay zeka bu sınavı başarılı bir şekilde geçti. Salgın sürecinde yapay zekanın başardıklarına bakarsak, zaten hayatımıza giren yapay zekanın ileride daha da aktif kullanılacağı artık bir gerçek.

Salgından çalışma şekillerimizde oldukça fazla bir şekilde etkilenebilir. Pek çok şirket şu an virüse karşı bir önlem olarak evlerinden çalışıyor ve bu firmalara çalışanların aynı işi evlerinden de yapabileceklerini gösterdi. Ofislere ne kadar ihtiyaç duyulduğu ileriki süreçte tartışılabilecek bir konu.

Beklenen bir diğer şey de şirketlerin daha sosyal bir hal alabileceği. En temelinde firmalar ürünlerini insanların satın alması için üretmekte. Eğer bu ürünleri alacak insanlar yoksa üretmenin ne anlamı var? Salgın, insanlığa yaşamak için birbirimize ihtiyaç duyduğumuzu gösterdi. Bu bağlamda şirketler bir yandan kar ederken, bir yandan da sosyal farkındalık faaliyetleri yapacak modeller üretebilir. Şu an pek çok firma salgınla mücadele için devletlere bağışlarda bulunmakta hatta ücretsiz bir şekilde maske, eldiven, dezenfektan gibi şeyler üretmekte. Kimi uzmanlara göre bu tarz faaliyetler salgın sonrasında da devam edebilir.

Salgının dünyada pek çok şeyi değiştireceği aşikar, yaşadığımız bugünler artık tüm insanlık için bir milat noktası. Kimi uzmanlar gelecek için çok kaygılı olsa da, kimileriyse ümitli. Tabi en sonunda neler olacağını bize zaman gösterecek, ancak artık hep beraber cesur yeni bir dünyada yaşadığımızı söyleyebiliriz.

“Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya,
Ne güzel şeymiş meğer insanlık.
Böyle dünyalıları olan,
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya!

Fırtına, William Shakespeare”

Doğukan Çolak

Yorum Ekle

Your email address will not be published. Required fields are marked *