WhatsApp Image 2020-10-26 at 14.49.18

QUARANTINE TALKS BY SHİFTUP’21 HALİL ERDOĞMUŞ

e-bebek’in kurucu Halil Erdoğmuş ile 8 Eylül 2020 tarihinde Zoom üzerinden gerçekleştirdiğimiz ikinci Quarantine Talks etkinliğimizde sorulan soruları sizler için derledik. Halil Erdoğmuş’a ve etkinliğimize katılan herkese bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.

1-Lise, ortaokul, üniversite hayatınız nasıl geçti o sürece kadar neler yaptınız, neleri seversiniz?

Ben 1969 Uşak doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi orada okudum. Anadolu lisesi sınavına matematik hocam çalıştırdı. Kolejlere hazırlık diye bir kitap vardı, resmini bile hatırlıyorum, ama 4 yanlışın 1 doğruyu götürdüğünü söylemedi. Ben de boş soru bırakmadan yaptım her şeyi. Bu yüzden fen lisesi sınavına girmedim, fobi olmuştu zaten kazanamıyorum diye. O zaman bölümler Uşak Lisesi’nde fen ve edebiyat olarak ayrılıyordu. Ben fen bölümündeydim.

Sıradan ama girişken bir öğrenciydim. Girişimcilik hikayelerim ortaokul öncesine dayanır. Lisenin son bir ayında İzmir’de bir dershaneye gittim ve sınava girdim.

Babam sadece İstanbul ve İzmir üniversitelerini yazmama izin vermişti. Çünkü İzmir’de babaannem vardı, İstanbul’da da anneannem. O dönem LYS’de bizim 30 tane tercih hakkımız vardı, 9 Eylül, Ege, Marmara ve İstanbul Üniversitesi’nin işletme ve iktisat bölümlerini yazdım. İstanbul Üniversitesi İktisat bölümünü kazandım. Vasat bir öğrenciydim ama iki tane karakteristik özelliğim vardı. Birincisi, Uşaktan geliyorum, köylü sanmasınlar diye okula kravatla giderdim. Şu an zannedersem üniversitede kravat takan öğrenci yoktur. İkincisi, sınıfa ilk gelen olmayı çok önemserdim. 8’de başlayan derse 7.20 de giderdim. Beyazıt Kampüsünde erken gidince görevlinin sınıfı açmasını beklerdik, ben de bekler en öne otururdum. En önde olmaya, hocalarla göz göze olmaya özen gösterirdim. Derslerim çok iyi değildi ama 2 arkadaşım vardı önde oturup güzel not tutan, ben onlara önden yer tutardım onlar da sadece bana not verirlerdi. Vizelerde ve finallerde onların notlarını herkes isterdi ama notları sadece bana verirlerdi. Ben de istediğim kişiye verirdim o notları.

Üniversite üçüncü sınıfta Gül Turan hocanın “Para Banka” dersinde Alarko’dan konuşmacı gelmişti, çok etkili bir konuşmaydı, o konuşmayı dinlerken ben de bir gün böyle konuşur muyum diye içimden geçirmiştim. Mezun olduktan sonra çok fazla konuşmaya davet edildim. Bununla beraber 150’nin üstünde konuşma yaptım. Ben üniversitedeyken hep panellere giderdim. O zamanlar internet yoktu ama Ekim- Nisan arasında STK’lar ve bazı okullar ekonomi ve özelleştirme gibi konuların konuşulduğu paneller düzenlerdi, ben de hepsine katılırdım. Bu yüzden hocalarla aram iyiydi. 1990 yılında mezun olmam gerekiyordu ama o sene trafik kazası geçirdim o yüzden alttan 2 dersim kaldı. 1989 yılında arkadaşım Sevilay ile üstten ders aldık. O zamanlar böyle bir şey yoktu. İstanbul Üniversitesi’nde bunu yapan ilk öğrencileriz. O dönem baya bir polemik olmuştu, bırakırız diye tehdit bile ettiler. 3 ders almıştık üstten. 1991 yılında Türkiye’nin ilk Japon bankasında işe girdim. Gişede görevliydim. Arkadaşım İlkay benim için yüksek lisans başvurumu yaptı. Evraklarımı hazırlayıp verdim kendisine, heyecanlıydım. Perşembe görüştük, cuma aradım İlkay’ı. İlkay zarfı düşürmüş, tekrar dönüp bütün duraklarda zarfı aramış ve Mecidiyeköy’de bulmuş. Zar zor yetişmiş başvuru süresi dolmadan. İlginç bir kader anı. Sıradan vasat bir öğrenci olarak yüksek lisansa kabul edildim. Uşaklı olduğum ve aile şirketinde çalıştığım için, 46 hafta boyunca Uşak’tan yüksek lisansa gittim geldim ve birincilikle bitirdim. O zaman İstanbul-Uşak arası otobüsle 8 saatti, 1 yılın 92 gecesi otobüste uyudum. O zamanlar otobüslerde sigara içilirdi, otobüs kıyafetim vardı, üstümü değiştirmeden anneannem beni eve sokmazdı. O sıralar İstanbul’da özel radyolar başlamıştı, ben de 1992 yılında Uşak’ın ilk özel radyosunu kurdum. Ülkedeki 6. özel radyoydu, Uşak’ta İstanbul ve Denizli’den sonra özel radyoya sahip olan üçüncü şehir oldu. Ben 1999 yılında sattım radyoyu ama 2016’ya kadar o radyo devam etti.

1994 yılında siyasete atıldım. O ilginçtir. İstanbul Üniversitesi’nin “İktisatçılar Haftası” vardı. Ünlü konuşmacılar gelirdi. Bazen küçük şeyleri önemsemek gerekir bu da öyle bir örnek. Dinleyici olarak katılmak için Uşak’tan İstanbul’a geldim. İlk konuşmacı Cem Boyner’di. “Yeni Demokrasi Hareketi” diye bir şeyden bahsediyordu, Türkiye’yi kurtaracak bir şey. Demokratikleşme filan çok güzel şeyler diyor. Kahve arasında Cem Boyner’in yanına gidip Uşaklı olduğumu ve konuşmasını dinlediğimi söyledim. Cem Boyner’e “Sizin bu söyledikleriniz gazetede, TV’de yazmaz, Anadolu’da nasıl haber olsun” dedim. Kartını ve telefonunu verdi. Uşak’a çağırırsan gelirim dedi. Ne yapsam nasıl çağırsam diye düşünürken babama danıştım. Babam Anavatan Partisi Uşak il başkanıydı. Dernek kurup çağırmamızı önerdi bende kendim bir dernek kurmak istedim. 7 tane genç sanayici ile derneği kurduk. Derneği kurar kurmaz aradım sekreterini. Sekreterine Cem Boyner’le Nisan ayında konuştuğumuzu söyledim. 19 temmuzda Manisa’da olacağız, 20 temmuzda da Uşak’a geleceğiz dedi. Ve geldi. Ben de o harekete dahil oldum. Ben seçime girmelerine karşıydım. Seçim hüsran oldu bende ondan sonra siyaseti bıraktım. Siyaset sabır gerektiren ayrı bir sorumluluk. 1996 yılında İstanbul’a gidip özel şirketlerde çalışıp tecrübe kazanmaya karar verdim. İş yoktu, Cem Boyner’e gittim iş istedim. Bana 2-3 randevu ayarladı. Boyner Holding’te çalışmaya başladım. “Advanced Kart”ı ilk Boyner çıkarmıştı orada çalışıyordum. Şirket yapılanmaya gitti. Birçok yabancı yönetici geldi. Lübnan asıllı bir Amerikalı benim yöneticim oldu ama ben 3 ay sonra istifa ettim başka sebeplerden dolayı. Bana ayrılma dedi ikna etmeye çalıştı ama olmadı, ikimizin de gözünden bir damla yaş geldi. Daha sonra görüşmeye devam ettik. Yemek yedik yılda bir kere.

2000 yılında internet sitesi işine girdim. İçerik sitesiyle başladım 2001 yılında ticaret işine girdim. 1992’de yaptığım yüksek lisansın tezini vermemiştim, af çıktı 2002 yılında tekrar yazdım. E-ticaret üzerineydi. 2003 başında tezim bitti. Hocalar bana yüklendi, e-ticaretin geleceği yok dediler. Acaba bunlar tez süreci diye mi böyle muhalefet ettiler yoksa cidden bu sektöre inanmıyorlar mı diye bir ürktüm. Daha sonra Anthony aradı -eski yöneticim-. İşleri sordu iyi değil, mağaza açmak lazım dedim. 1 hafta sonra bana Amerika’dan mail atıp hesap numaramı istedi, hesabıma 20.000 dolar gönderdi. Neden güvendi, nasıl güvendi bilmiyorum. Biz onunla borçlarımızı ödedik. Kiralık lastikçi dükkanı vardı, orayı kiraladık. 1 ay sonra, anneler gününden bir gün önce 50 m2 lik küçük şirin bir dükkan açtık. Günlerce mağazaya mal yerleştiremedik. Ama çok doğru bir hamleydi, birden internet satışlarımız arttı, tedarikçiler daha çok güvendi bize. 1.5 yıl sonra 550 m2 lik bir mağaza açtık, birkaç yıl sonra 5000 m2 lik açtık. Daha sonra 10 milyonluk zarar ettim otobüs işinde, olmayan bir parayı batırdım. Kimseyi mağdur etmemek için e-bebek’i satarak borçları ödemek istedim. Bu arada, 2005 yılında Anthony Türkiye’ye gelince 24.000 dolar olarak ödemek istedim verdiği parayı,bana sende kalsın dedi. Ben borçlu kalmak istemiyordum, o da “O zaman bana hisse ver.” dedi, benim de işime geldi, %5 hisse verdim. 2010 yılında tam şirketi satarken, Anthony mail attı “Satmayın.” dedi. Bekledik ama finansal olarak çok zordaydık. Anthony aradı, “Bim’in yönetim kurulu başkanıyla randevumuz var” dedi. Ben hisselerimin çoğunu sattım ve borçlarımızı ödedik. Anthony sayesinde ortak bulduk, ondan sonraki süreçte e-bebek çok hızlı büyüdü. Haftaya Siirt’te 162. mağazamızı açacağız.

2-Bu zor zamanlarda motivasyonunuzu nasıl korudunuz?

2000 yılında dijital yatırım yapanlar pahalı yerlerde ofisler açtılar, biraz havalı yatırımlar yaptılar. Bizim ise Altıyol’da bir sigorta acentesinde, L şeklindeki 1.5 kişilik masada 2 kişi çalışıyordu. Masraflara çok dikkat ederek başlamıştık. O yüzden 2001 krizini kolay atlattık. Kriz mağdurlarını işe almıştık onlar çok azimliydi. Ama zordu. Araba, çocukların altınları falan satıldı ama yavaş yavaş ilerledi, çok sıkıntılı bir süreçti. Sanırım bu babadan geliyor. Bizde “Olmaz” diye bir şey yoktur, “Nasıl yapabilirim?” diye bir şey vardır, nasıl daha iyi olur diye düşünürüm. Birisinin sizin sırtınızı okşamasını beklemeniz hayal, insan kendi kendini motive etmeyi öğrenmeli, yoksa olumsuz düşünmeye başlarsınız, moraliniz bozulur. Mesela şu anda moral bozacak çok şey var pek çok sektörler ilgili, pandemi var en başta. Pandemiyi söylediğin zaman herkes birbirine hak veriyor ama yarın sabah 2500 kişinin maaşını vermek zorundasın, sana haklısın diyenler o kişilerin maaşını ödemeyecek sonuçta, yani ayakta kalmak zorundasınız. Devlet destek veriyor ama devlet hibe para vermiyor, bedava kredi veriyor sonra yine ödemek zorundasınız. Bunu da kendi başınıza yapmanız lazım, kendi kendinizi motive etmeyi öğrenirseniz hayatta karşınıza pek çok farklı kapı açılır.

3-Pandemi sürecinde iş ve özel hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?

Bu bir kriz. Önceki krizlerle benzer olduğu noktalar var, farklı olduğu noktalar var. 30 Ocak’ta beni ziyarete gelen AVM Genel Müdürlerine “AVM’ler kapatılacak siz bunun senaryosuna çalıştınız mı?” dedim. Bana dönüp nereden çıktı bu dediler. Ben “Bence bir çalışın.” dedim. 27 Martta beni arayıp sordular “Halil Bey nereden bildiniz AVM’lerin kapatılacağını?” diye. Ben müneccim değilim ama biz ekipçe Çin’i takip ediyorduk, Çin’de AVM’ler kapatılmıştı, virüs Türkiye’ye gelince de kapanacağını düşündük ve bunun senaryosunu söyledik. Bu temelinde bir okuma meselesi. 19 Mart’ta tüm mağazalar kapandı, ben nöbetçi mağazalar olsun istedim çünkü e-bebek özel bir mağaza. Türkiye’de hiçbir anne e-bebek haricinde beyaz badi gibi ürünleri düzenli olarak bir yerlerden bulamaz. Bizim böyle ciddi sorumluluklarımız var ve bu yüzden 9 mağazamızı kapatmadık, en büyük farklılıklarımızdan biri buydu. Sonradan yavaş yavaş nisandan itibaren nöbetçi mağaza sayısını arttırdık. Call Center’ımızın pek çok çalışanı zaten 4-5 senedir evden çalışıyordu, arka planda alt yapımız vardı ama dürüst olmak gerekirse diğer departmanların evden çalışmasına sıcak bakmıyorduk. Şimdi hepsine sıcak bakar olduk. Ama ben arkadaşlarla pandemi ne zaman biter lotosu oynamak istemedim, onun yerine pandemi de nasıl perakendecilik yapılır ona bakmak istedim. Gerçekten de biz Mart ayından beri buna odaklandık. Haziran ayında AVM’ler açılırken İçişleri Bakanlığının yayınladığı yönergeyi biz zaten uyguluyorduk çünkü mağazalarımız açıktı ve kuralları koymuştuk. Mükemmel olmasa da yönetimimiz devam etti. Mağazalarımızı kapatmadığımız için o ayak alışkanlığını koruduk. Kriz herkese krizdi, 5 Temmuz’da sitemiz siber bir saldırıya uğradı, bunlar zor günlerdi. Bu bize özel bir krizdi.

Üniversite öğrenciliği sırasında bence part-time çalışmalısınız. “Everest Yolculuğu”nu araştırmanızı öneririm, bizim için çok değerli. “e-bebek”te çalışan 2500 kişi arasında 500 tane part-time çalışan var ve bunların yüzden fazlası öğrenci. Bunların bir kısmı da Everest yolcusu.

4-Aile şirketleri dağılmaya mahkum mudur?

Böyle sorarsan dağılmaya mahkumdur. “Aile şirketlerini nasıl yüzyıllar boyunca ayakta tutabiliriz?” diye sorman lazım. 1700’lerde kurulmuş şirketler nasıl hala ayakta ona bakmak lazım. Babam kabul etmiyor, dedem itiraz ediyor gibi durumlarla mücadele etmek gerekiyor.

5-E-ticaret sektöründe ilerleyebilmek için olmazsa olmaz 3 özellik sizce nedir?

Azim, çevreyle mücadele ve tutarlı bir iş planı.

6-İş dünyasında başarı ve fark yaratabilmek için süreci mükemmel mi yönetmek gerekiyor yoksa size ait olanı yapabildiğiniz en iyi şekilde yapmak mı?

İkisi de olabilir, ama orada rekabet olur tabi. Sıradanı mükemmel yapmak da rekabet gerektirir. “Mavi Okyanus Stratejisi” kitabını tavsiye ederim. O kitap der ki: Rekabet varsa orada köpek balıkları vardır, o deniz kızıl denizdir, kan vardır. Mümkün olduğunca farklı şeyler yaparak kendinizi köpek balıklarının kan gölüne çevirdikleri bölgeden suyun temiz olduğu, rekabetin az olduğu bölgeye gitmeniz gerekir. Ama diğer yandan öyle çok değişken var ki girdiğiniz sektörlere göre. Mesela fırın açacaksanız şu an farklı olarak açabilirsiniz. Ben garip bir iş söyleyeyim şimdi size, yapmayacağınızdan yüzde 99 eminim, boş bir sektördür. Umumi tuvalet. En son nerede girdiniz ve girmek istemezsiniz, neden, çünkü çok pis diye bir algı var. Bu algıyı yıkarak Taksim meydanında beş yıldızlı bir hizmet vermeniz çok kolay. İyi bir havalandırma, temizlik, lüks lavabolar, büyük bir ihtiyacı kapatır bu farklılık. Etrafınızda o çok iş var ki bu şekilde farklılık yaratabileceğiniz, ama insanlar adım atmıyor. Zaten bu kitapta bunu anlatıyor.

7- 5 yıl sonra kendinizi ve şirketinizi nerede görüyorsunuz?

10 yıl sonra 6 kıtada görüyorduk, 5 yıl sonra 3-4 kıtada olmamız lazım. Şu sıralar İngiltere, Almanya ve Çin’de e-ticaret için ciddi gayretlerimiz var. Hatta e-ticaret direktörümüz LinkedIn’de ilan verdi ülke sorumluları için. İlk mağazamız İngiltere’de açılabilir. Alibaba’nın yan şirketleri ile konuşup Çin’de de bir e-mağaza açma fikrimiz var. 5 yıl sonra artık uluslararası alanda olmamız gerekiyor.

5 Temmuz bizim için kötü bir gündü ama eksiklerimizi gördük. Hatta o hacker’a ben bir teşekkür maili bile yazdım, 20 yılda öğrenmediğimizi bir günde öğrettin diye. Güvenlik konusundaki eksiklerimizi 2 aydır büyük bir mesai ile kapamaya çalışıyoruz.

8- Nasıl yapabilirimci biri olmayı, tıkandığınız anları aşmayı nasıl başarıyorsunuz? Bu konuda tavsiyeleriniz nelerdir?

Tıkanma kelimesini doğru bulmuyorum. Her zaman bir üst akıl vardır, her şeyi bilemezsin bu yüzden diğer kişilere danışırım. Bazen 10 yaşındaki bir çocuğun görüşü bile sana ilham verir. Kitap okumaya, okutmaya ve tartışmaya çok önem veririm. Dahi biri olduğumu düşünmem ama hala öğrenme açlığını sürdüren, cehaleti idrak etmiş biriyim. Çünkü dünyada o kadar çok bilgi var ki ve sen bu bilgilerin içinde bir hiçsin aslında. Bilgiye ulaşmak kolay yeter ki kendini doğru şartlandır. Ben doğru cümleler kurduğunuzda başarıya yakın olduğunuza inanırım. Ancak etrafımızda doğru cümleler kurmayan büyük bir çoğunluk var, olumsuz düşünen, karamsar, bu işi sen yapamazsın, KPSS’ye gir al maaşını gibi şeyler diyen pek çok insan var. Dolayısıyla inşallah siz de olumlu gözle bakanlardan olursunuz.

9-Girişimcilikte risk almak ile ilgili tavsiyeleriniz nelerdir?

Altından kalkabileceğiniz riskler alın. Başarısız olmaktan korkmayın. Başarısızlık insana çok fazla öğreti verir. Nelson Mandela’nın çok güzel bir sözü var; “Hayatım boyunca hiç kaybetmedim, ya kazandım ya öğrendim.” Bu bir bakış açısı. Olumsuz durumlardan ne öğreneceğinize bakarsanız bu bir kazanım, bir sermayedir.

10- Sizi etkilemiş insanlar var mı? Önerebileceğiniz kitaplar neler?

Adidas, Ikigai, Incognito, Nike, Starbucks, Amazon,  vb. kitapları tavsiye ederim. Cem Boyner eskiden beni çok etkilemişti, hala saygı duyarım. Can Baş, General Elektrik’in uzun  dönem Ceo’suydu ve şirketi kötü bir durumdan iyi bir hale getirmişti. O da beni çok etkilemiştir.

11- Verebileceğiniz en iyi tavsiye nedir? Şu an olsa şimdi yapmazdım dediğiniz bir şey var mı?

Arkadaşlar geçmişe takılmayın, keşke kelimesini kullanmayın. Bu sizi çok geliştirmez. Yaptığınız hatalar sizin için bir sermayedir. Benim şöyle bir mottom var: “İyi niyet biraz da gayret, yeter ki sabret, gerisi kısmet”. İyi niyetli olmanız önemli, gayret gösterip adım atmanız gerekiyor. Tavuktan her gün bir yumurta çıkıyor ama her gün civciv çıkmıyor. 21 gün beklemek lazım. Dolayısıyla bir olgunluk süresi var, bunu iyi kullanmanız gerekiyor Batı dünyası hırs diyor ben azim diyorum, hırs tehlikelidir, azim güvenlidir. Başkaları koşarken siz yürürseniz nasıl ilerleyeceksiniz? Dolayısıyla, daha az uyuyun, daha çok okuyun, daha çok çalışın. Keşke daha çok kitap okusaydım diyorum siz öyle yapın, tavsiye ederim.

12- Okuduğumuz bölüm dışında bir şeyler mi yapalım mı?

Kendinize göre çalışın, neyi seviyorsanız. Sizi heveslendiren şeylere, o şeyi okuyan arkadaşlardan daha hevesle bakın ve daha çok çalışın. İşletme okumuş bir veri analisti, iki taraflı bir bakışa sahip olur.

13- Geleceğin liderleri ve yöneticilerine nasıl tavsiye verirsiniz?

Ben liderlerin, ekiplerini koruyan, iyi niyetli, çalışmaya duyarlı olmalarını ve öncü olmalarını isterim. Sorun gördüğünde onlar öne atılırlar. Onlar sorumludurlar, çevrenizde gördüğünüz sorunlara duyarlı olmak liderlik kaslarınızı geliştirir. Liderlik genetik değildir ama yetiştiğin ekosistem önemlidir. Da Vinci döneminde yetişen birçok yönetici var, bu o ekosistemin bir sonucu babadan geçen bir şey değil, bizde de durum öyle; Hezarfen, İbn-i Sina vs. Devlet otoritesi, bakış açısı ve sistem de önemli. Şu an Türkiye ve dünyaya bakıldığında liderlik çok aranan bir şey, liderlik içinde fazlasıyla altyapı ve destek var. Dolayısıyla şimdi lider olunmayacaksa, ne zaman olunacak?

 

“İyi niyet, biraz da gayret, yeter ki sabret, gerisi kısmet”

 

Düzenleme: İlayda GÜNEŞ – Doğukan ÇOLAK

Tags: No tags

Comments are closed.